Sor!

Sor…
Uyandık yine sabaha sevdayı seher yeline sor…
Geç aynanın karşısına geçmişine günahlarına sor…
Okunan ezana sor mesala…
Yada esen rüzgara…
Denize vuran yakamoza sor, yada gök yüzündeki haleye…
Bahçede en güzel şekliyle açan laleye sor…

Sor….
Bülbülün sesini, bebeğin ağlayış namesini…
Sor işte hayatın zorluklarını, kolaylıklarını inişlerini çıkışlarını…
Dalgası geçmeyen fırtınası bitmeyen okyanusa deryaya sor…
Sor dervişin Allah deyişine, diyar diyar gezişine sor…
Geçmişine bakıp ettiğin tövbeye, aşık olduğun bir gönüle sor…
Sor…
Vicdanı olmayanlara…
Rahmeti bulamayan kullara sor…
Sor….
Akan suya, dereye menderesler çizen ırmaklara sor….
Sor…
Aşkı sor aşkın ne demek olduğunu, benliği paramparça ettiğini sor…
Sor…
Güneşe Ay’a yıldıza evrene…
Yada yeşil yapraklı ağaçlara, kırmızı renkli güllere, mis mis kokan hanımeline sor…
Sor…
Kaldırım taşlarına, binlerce kişinin geçtiği yollara, dağlara ovalara, bahçelere bağlara sor…
Bir bardak çay içen amcaya, yoldan geçen karıncaya sor…
Sor ki söylesin sana aşkın ne demek olduğunu…
Allah’ın aşkı neden kalbe sunduğunu…
.
Yazan : Mustafa Kuş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir