Sabreden Aşıklar

Sabreden Aşıklar’ın Hikâyesi

Ali yirmi beş yaşında dindar bir gençti. O gün, yıllardır uzaktan uzağa sevdiği kızı istemeye gideceklerdi. Heyecandan yerinde duramıyordu. İsteyecekleri bu kız, günaha bulaşmamış, edebine duruşuna hayran olunan, mahallede ki herkesin dilindeydi, tabi Ali de öyle.

Birbirlerini tamamlayan bu iki yürek, mahallede ne bir kez buluşmuş, ne de birbirlerine âşklarını itiraf etmişlerdi. Çünkü kalpleri Allah için çarpıyor, günahtan uzak tutuyorlardı kendilerini. Bozulmuş toplumun temiz kalanı son fertlerindendi onlar. Edeplerini Allah için koruyorlar Hazreti Fatıma gibi yaşayanların, Hazreti Ali yolunda yürüyenlere eş olacağını imanları gereği inanıyorlardı. Hayallerini kurdukları yuva da dünya zevklerinden arınmış ilmin, Hadis-i Şerifin vuku bulacağı bir medrese hükmünde olsun istiyorlardı. Bu yüzden Allahtan edepli eşi temenni ederek, “O”ndan isteyerek beklemişlerdi.

Önceden kız evine haber verilmiş anneler babalar konuşmuş kızın da rızası alınarak akşam istemeye geleceklerini bildirmişlerdi. İslam’a göre adımlar atılıyor harama izin verilmiyordu bilinçli ve temiz ailelerdi.

Bir telaş sardı Ali’yi o akşam:

-Anne nasıl olmuşum, iyi durdu mu takım elbise üzerimde, bir eksiğim yok değil mi?

Oğlunun aksine sakin tavrıyla annesi gülümseyerek:

-Yok, yakışıklı oğlum, hiçbir eksik yok. Sen heyecanlanma, Allah’ın izniyle bir sorun çıkmadan bu geceyi atlatırız.

Kız evinde de tatlı bir telaş vardı. Hayâsı ile nam salmıştı Betül mahallede. Kalpleri birbirine ısındıran Allah’tı çünkü. Senelerce hiç harama bulaşmadan birbirlerini öylece sevmişler, beklemişlerdi. Sabırla bir bekleyiş, ne kızın haberi vardı oğlanı sevdiğinden nede oğlanın haberi vardı kızın onu sevdiğinden. O akşam kız isteme merasiminde dualar kabul olmuştu. İki İman ehli gönül pırıl pırıl tertemiz kalabilmişti bu kirli ve bedbaht dünyada. Kız isteme sorunsuz bir şekilde tamamlandı. Allah’ın emri Peygamberin sünneti ile istenmiş, kıza da fikri sorulmuş onayı alındıktan sonra ALLAH ve bu iki genç için hayırlısı neyse o olsun denilmiştir.

Kısa bir süre sonra da nikâhları kıyılıp, İslam’a tam uygun bir şekilde düğünleri yapıldı. Betül-Ali çiftinin mutlu bir evlilikleri vardı. İmanlarının yarısını evlilik ile kurtarmışlardı.

İki sene sonra, Betül ve Ali’nin bir de oğulları olmuştu. Sevgi ve merhametlerinin tüm imani birikimlerini çocukları üzerinde yoğunlaştırmışlar ve öylesine sevgiyle büyütüyorlardı ki, bakan hayran kalıyordu bu manzara karşısında. Adını Yusuf koymuşlardı. Küçük Yusuf’un yüzüne her baktıklarında mutlulukları gözlerinden okunuyordu. Her gece bebeğine, bir kıssa, hikâye ya da sure okuyarak uyutuyordu Betül.

O gece de, sabreden ve şükreden kullar olarak, Cennet ile müjdelenmiş, Hifa Hatun ve Süheyb’in kıssasını okudu. Hikâye bitmiş ufaklık mışıl mışıl uykuya dalmıştı. Tatlı tatlı uyuyor, Betül masum evladını beşiğinin başında izliyordu. Oğlunun yanağına bir buse kondurup Ali’nin yanına gitmek için ayağa kalktı.

O sırada Ali ise hem eşini seyrediyor hem de ona her gün yeniden âşık oluyordu. Tebessüm ile eşini seyreden Ali, Betül’ün sendelediğini fark etti, hemen koştu ve yere düşmemesi için ani bir refleksle kucağında tuttu ve burnunun kanadığını gördü.

Endişelenerek:

–Betül’üm, burnun! Burnun kanıyor.

Betül, eliyle burnuna dokundu. Kan izini görünce pek de şaşırmamıştı. Çünkü bu ilk defa gelmiyordu başına. Ali’nin üzülmemesi için bir şey söylememişti. Bir peçete ile burnunu sildi ve tebessüm ederek:

–Ben de önemli bir şey sandım canım. Ödümü kopardın âşk olsun, tansiyonum çıktı demek ki, bugün biraz yordum kendimi olur öyle şeyler, feveran etmene gerek yok yani.

Endişesi şaşkınlığa dönmüştü Ali’nin:

–Ne, nasıl! Önemli değil mi? Sen iyi değilsin Betül, burnun kanıyordu az önce nasıl umursamazsın?

–Kandan bu kadar korktuğunu bilseydim, evlenmeden önce bir daha düşünürdüm. Oysa ben de cesur bir eşim var sanıyordum.

Diyerek şakayla yaklaştı ama nafile. Ali’yi ikna edememişti. Kesin tavır koymuştu Ali. Biricik eşini gözünden bile sakınıyordu. Betül eşine itiraz edememiş, mecburen doktora gitmişlerdi. Yapılan birkaç testten sonra, Doktor, Ali ile yalnız konuşmak istediğini belirtti. Önemli bir şeyler olduğunu anlamıştı. Bir bahaneyle Betül’e, dışarda kendisini beklemesini söyledi. Doktor Hanımla yalnız kalan Ali dayanamayıp sordu:

–Evet Doktor Hanım, önemli bir şey mi var? Lütfen söyleyin! Az sonra elinde kâğıtlarla bir hemşire girdi odaya. Test sonuçlarını Ali’ye verdi. Ali, anlamsız ifadelerle doktordan bir yanıt bekliyordu.

–Ali Bey! Çok üzgünüm ama eşiniz kan kanseri. Ve erken teşhis konulmadığı için bizim yapabileceğimiz pek bir şey kalmamış. En fazla beş-altı ay hayatta kalabilir.

Ali duyduklarına inanamadı. “Betül! Betül’üm” deyip dizleri üstüne çöküverdi, “Nasıl olur bu Allah’ım bana sabır ver.” diye hıçkıra hıçkıra ağladı Ali. Bıçak saplanmıştı adeta yüreğine. Ve devam etti doktor mecburi, acı dolu sözlerine:

–Bu durumdayken, bebeği emzirmesi çok tehlikeli. Zamanla halsizlik ve yorgunluk da baş gösterebilir ama onları da ilaçlar ile hafifletmeye çalışacağız inşaAllah. Eşinize durumu bildirmeseniz daha iyi, moralini yüksek tutmaya çalışın.

Ali yıkılmıştı. Gözyaşlarını gömleğine silip cesur durmaya çalışıyordu ama nafile, o gün ağzını bıçak açmadı. Her ne yapsa, eşini muhabbet ile izliyordu. Betül, sıcacık çayı eşine uzatırken sormadan edemedi:

–Eee Ali, doktor ne dedi? Geldiğinden beri düzgün konuşmuyorsun. Önemli bir şey yok ya?

Bu soruyla yeniden irkildi Ali. Belli etmemeye çalışarak:

–Yok canım, önemli bir şey yokmuş. Her zamanki gibi ben abartmışım işte. Sıcaktan ve yorgunluktan arada böyle burun kanamaları olabiliyormuş. Endişe edecek bir şey yok.

Diyerek, Betül’ün ellerinden tuttu. “Seni seviyorum meleğim canımsın benim” dedi Ali. İki ay sonra, Betül’de hastalığının belirtileri iyice kendini göstermeye başlamıştı. Ali’den öğrenmişti hastalığını, dayanamayıp anlatmıştı Ali, zor da olsa ağlaya ağlaya yutkuna yutkuna deyiverdi hastalığını âşkına. Kendi de bu durumunu öğrenmişti ama içini hastalığı değil, biricik oğlundan uzak durması yakıyordu. Yusuf’u ile eskisi gibi ilgilenemiyordu. Ailenin tüm sorumluluğu Ali’nin üzerindeydi. Hem eşine hem oğluna büyük bir azimle bakıyordu. İlaçlar pek etki etmemişti. Kısa sürede yatağa düşmüştü Betül. Kendine her geldiğinde eşinden Kur’an-ı Kerim’i istiyor, gücü yettiğince okuyordu. Yorulunca da Ali’den dinliyordu Kitabullah’ı. O okudukça Ali ağlıyor ve yanaklarına bir buse konduruyordu. Halinden bir an dahi şikâyet etmemişti Betül, bolca şükrediyordu Allah’a. Biliyordu çünkü Rahman sevdiği kullarını zorluklarla imtihan eder. O yüzden bir an olsun ‘elhamdülillah’ demeyi ihmal etmiyordu. Ali var gücüyle ailesini ayakta tutmaya çalışıyordu. Bir rüya görmüştü; kocaman bir çardakta Betül ile bebeğinin gülüşmelerini duyuyordu. Aliye uzun uzun bakıyorlar ve gülümsüyorlardı. Ali Gitmek istiyor, fakat ulaşamıyordu bir türlü. Çardağın ışıltısı gözlerini kamaştırıyordu. Ve Betül’ün sesini duydu; “Ali, sabret Ali. Allah için sabret, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” diyordu.

Terler içinde uyandı, hiçbir anlam verememişti bu rüyaya. Her gün aynı rüyayı görüyordu. Her gün ter içinde uyanıyor. Her namazın ardından uzun uzun dualar ediyordu.

Ali, Yusuf ile her ne kadar ilgilendiyse de, Betül itiraz edip son günlerinde oğlunu kucağından indirmiyordu. Ali Betül’ün acılarını bir nebze olsun bu şekilde dindirdiğini görüyordu. Betül inim inim inlediği zamanlar oluyordu. Ali kapıdan içeri girdiği anda hasta değilmiş gibi doğruluyor sanki bir şey olmamış gibi davranmaya Aliyi daha fazla üzmemeye çalışıyordu. Ali’nin içi adeta bir volkan gibi yanıyordu bu tablo karşında, Ali Betül’ün odasından çıkıp balkona doğru ilerliyor yıldızlara bakarak gözünden acı acı yaşlar dökülüyordu. Yanıyordu içi imtihanı zordu oda isyan etmiyor neden demiyor her namazında sabırla duayla Allah’a yalvarıyordu.

Yusuf’u annesi hiç bırakmıyor, Ali de Yusuf’a da bir şey olacağından korkuyordu ama bir türlü uzak durması için Betül’ü ikna edememişti.

Aylar sonra, Ali ilaçları almak için evden çıkmış, çok beklemeden ilaçları alıp hemen eve gelmişti, güzeller güzeli eşine de aldığı gülleri elinde sıkıca tutuyor bir nebze olsun mutlu olur belki diye içinden seviniyordu. Anahtarı ile kapıyı usulca açtı. Kapıyı açar açmaz eşine seslendi cevap alamayınca uyuyordur diye düşünerek salona geçti. İlaçları sehpaya bırakarak, acele ile kapıyı açtı, bir şey olduğunu anladı çiçekleri eşine vermek için yanına gitti. Uyandırmak istedi ise de Betül de hiç tepki yoktu. Kucağında Yusuf ile öylece duruyordu.

Sessizliği Yusuf’un ağlaması bozdu. Ali bir kez daha yıkılmıştı. Biricik eşi Betül vefat etmiş, ruhunu teslim etmişti. Ali’nin gözyaşları, küçücük bebeğin yakarışlarına karıştı.

Betül’ün elinde Ayet-i Kerime yazılı bir kâğıt vardı. Hemen alıp okudu Ali. “İman edenleri ve onlara iman ile tabi olan nesillerini Cennette birbirine kavuşturacağız(Tur,21).Çok geçmeden cenaze işleri tamamlandı ve Betül’ü sonsuzluğa uğurladı. 7 aylık Yusuf, sanki her şeyi anlayan bir yetişkin gibi sürekli ağlıyordu. Umut dolu gözlerle babasına bakıyordu. Ali, o her gece gördüğü rüyayı tekrar görmüştü.

Yine çardaktan saçılan nur gözlerini kamaştırıyordu. Eşinin ve oğlunun sesini işitiyordu ama gidemiyordu. Tekrar bir ses işitti. Betül’dü bu! “Sabret Ali! Daha zamanı var, sabret!” Sonra sesin nerden geldiği belli olmayan bir ses daha duydu. Şu Ayet-i Kerime okunmuştu rüyasında: Okuyan Allah Resulü Peygamber Efendimizdi(sallalllahu aleyhi ve sellem).

Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah, muhakkak sabredenlerle beraberdir.”(Bakara, 153)

Ali’nin bu rüyayı görmesi sabrını daha da arttırdı. Allah Resulünün sesi kulaklarında yankılanıyordu âdeta, Allah sabredenler ile beraberdir diye.

Ali artık hem annelik hem babalık yapıyordu. Oğlunu sabırla büyütmeye çalışıyordu. Betül’ün son günlerinde bebeğinden ayrılmaması üzerine Yusuf’ta hastalanmıştı. O küçücük bedeni bu ağırlığı kaldıramadı. Annesinden kısa bir süre sonra o da hayatını kaybetmişti. Henüz bir yaşında bile olmayan bebeğin naaşını götürürken, Ali yere yığıldı. İmtihanı zordu Ali’nin. Ağlaya ağlaya gözyaşları yüzünde iz etmişti. Sevdiklerini bir bir kaybediyordu. Dayanması güçtü. Yıllarca hasretle beklediği yârinin ardından biricik yavrusu da gitmişti bu dünyadan.

Yapayalnız ve çaresiz bir şekilde sürekli ağlıyor ağlıyor ağlıyordu. Durmak bilmeyen gözyaşları yanaklarını ıslatıyor gözleri kıpkırmızı kesiliyordu. Yaşı genç olmasına rağmen saçları ve sakalı beyazlamıştı. Bu sabır öyle bir sabırdı ki ne gözyaşı ferahlatıyor ne başka bir şey, yalnızca namazda duada Kur’an da huzur buluyordu.

Dünya hayatından elini eteğini çekmiş, tamamen Allaha teslimiyet basamağında âşkla yükseliyordu. Artık yapayalnızdı Ali yalnızca duaları ve onu her şeyden çok seven Rabbi vardı yanında ve O’nun için sabrediyordu. Yusuf’un ölümünden sonra, o rüyayı tekrar gördü. Şimdi anlamıştı. Eşi Betül, Hifa Hatun gibi şükredip, şükredenler için hazırlanmış çardakta duruyordu oğluyla. Kendi de sabretmeye çalışıyordu.

Sabırla dolu bir ömür bekliyordu Ali’yi.

Yıllar geçti. Ali tekrar evlenmedi, sabırla âşkla Allah’a ve Betül’üne kavuşma anını bekledi.

Ali, ailesinin yanına dönmüştü, onlarla teselli ediyordu kendini, son kalan ömrünü ailesi ile geçiriyor Betül’le birlikte kıldığı namazları nasıl muazzam bir yuva olduğunu sohbetlerde anlatıyor, sanki Betül ile yeni evlenmiş gibi heyecanla İslam’ın güzelliklerini aktararak aile saadetinin önemine dem vuruyordu. İslam ailesinin nasıl olması gerektiğini, karşılıklı saygıyı huzurun nelerde olduğunu anlatır dururdu her sohbetinde. Herkes o anlatırken adeta nefessiz dinler; yaramaz çocuklar bile sessiz sakin bir şekilde köşeye çekilip heyecan dolu bakışlarla kulak kesilirlerdi Ali’nin her sözüne.

Eşi ve oğlunun yokluğu, bir an olsun kalbinden çıkmıyordu. Namazını kıldı ve yattı gece tekrar aynı rüyayı gördü. Bebeğinin gülüşleri, o muazzam çardaktan geliyordu. Hasretle dinliyordu. Ve birden, Betül’ün sesini duydu; “Zamanı geldi Ali’m, zamanı geldi!” Ali gülümsedi ve kalkıp şükür ve teeccüd namazını kılıp uykuya koyuldu. Akşam ailesi akrabası kim var kim yok tek tek helallik almıştı bir yere gidiyor gibiydi ama sevinçliydi gülümsüyordu, evet Betül ben hazırım dedi Ayetel Kürsiyi okudu ve Allah’ım âşk sende güzel senin âşkın ne güzel dedi sağ tarafına yatarken ve o haliyle son uykusuna daldı derin derin. Kelime-i şahadet getirerek.

Ali o gece ruhunu Allah’a teslim etmişti. Ali’nin elinde bir kâğıt buldular.

Kişi sevdiğiyle beraberdir(Buhari, Müslim) yazılı hadisi sıkıca tutmuştu avuçları arasında.

Tüm mahalle halkı Ali’nin vefat ettiğini rüyalarında gördüler, sabahleyin Ali’nin evinin önünde binlerce insan toplanmış, son görevlerini yapmak için adeta yarışıyorlardı. Çünkü Ali geride sabrın sonundaki Âşk gerçeğinin son örneğiydi.

Ali’nin yazdığı günlüğün son sayfalarında şunlar yazıyordu:

Gerçek âşk istiyorsan sabret. Sabır insanı âşka kavuşturur.

Aliler ölür ama geride bırakılan eserleri ölmez. Allah âşkı yeryüzünde kişinin bırakacağı en güzel eserdir. Âşk cinsellik değil, âşk huzurun Allah’a açılan anahtarıdır. O anahtar sizde olduğu sürece âşk asla hevesle bir araya gelmez. Huzur arıyorsan Kur’an ve Namaz en güzel âşktır. Bu iki farz ibadete daha fazla âşık olun ki hem dünyada hem de ahirete rahata eresiniz.

Galu inna lillahi ve inna ileyhi raciun.”

(Allahtan geldik ve dönüş yine yalnız onadır) (Bakara,156)

Gerçek âşk budur.
Gelişine sevindiğimiz dünyadan giderken de sevinmektir.
Ölüm bir yok oluş değil yeni bir sonsuz hayata kavuşmaktır.

***

Yazan : Mustafa Kuş

“Sabreden Aşıklar” üzerine 11 yorum

  1. Uzun zamandır yazılarınızın bildirimi gelmiyordu bu yazının bildirimi ise tam da duamın üstüne “amin” dercesine geldi. İlhamınız ne oldu bilmiyorum ama sanki Rabbim’den beklediğim sözleri Allah kaleminize ilham etti..Yüreğinize sağlık.

  2. Rabbim razı olsun içim yandı ve ferahladı rabbim hak yol üzere ayaklarımızı sabit kılsın allahumme amin

  3. Allah kabul etsin. Bu değerli yazı iç alemimizi güzel duygularla tazeledi. Cenab-ı Hak sabrın ve ilahi aşkın sırrına ermeyi nasip etsin inşaallah.

  4. Allah razi olsun abi inan aglaya aglaya okudum allah hepimize boyle esler boyle sabir boyle imtihan nasip etsin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir