Hatırla

Hatırla…

Hatırla…
Ne günler geçirdin sevgi aşk muhabbet konulu bu hayat evreninde.

Hatırla…
Bir küçücük bebekken düşüp kalktığın günleri ne çabuk unuttun..

Hatırla… Zaman geçiyor ömür bitiyor ve gençliğin yitiyor. Kayıyor parmaklarının arasından kum gibi hayat. Sev aşık ol aşkı aşk gibi yaşa aşkın en saf en güzel en temiz hali olan aşkın “A” haline yükselt benliğini.

Hatırla gök kuşağının rengini, yakamozlarda bul yüreğin serinliğini, ışığını, ferasetini…
Ağaçta kurulu salıncağı, kumsalda bıraktığın ayak izlerini de hatırla…

Hatırla yüreğinde bulunulan aşk tadında tatlılıkları…

Ve hisset…
Rüzgara dön yüzünü bulutları seyret, gözlerini kapat ve doğayı dinle.. Yağmurun şakır şakır yağışı yankılasın kulaklarını…
Ne güzel aşk ile zikrediyor kuşlar böcekler… Vak Vak diyor ördekler, Bin bir türlü çiçekler, rengarenk kelebekler…

Hatırla…
Kalbinin aşk diye ilk attığı o günü, ilk secdeye başını koyduğun anı, hiç pürüz olamayan günahsız çocukluğunu.. Hatasız günlerini, ilk ağladığın günleri, yaramazlık yaptığın anları bir bir hatırla..

Ve Unutma…
Sevgiyi sevilmeyi, kokladığın ilk çiçeği yada gülü, ilk güldüğün şeyi, sevdiğin rengi, ilk öğrendiğin alfabeyi…

Hatırla işte bugünü dünü yarını… Günahlarını sevaplarını, kılmadığın namazlarını…
Edemediğin tövbeleri, gidemediğin yerleri…

Hatırla… Bir eylül ayı yapraklar dökülmeye yüz tutmuş rüzgar esiyor yağmur yağıyor ve hava soğumaya başlamış, ve her Eylül de olduğu gibi bu eylülde de aynısın yüreğim dediğin o günleri…

Soğuksun puslusun ve yarınlara bakışın farklı umudunu kaybettiğin o anları ve o anıları canlandır kafanda.. Her bir hücren hissetsin kalbinin sesini, nefes alıp verişini, bunları da hatırlamayı es geçme yani…

Hatırla… Son baharda dökülen ve üzerine uzandığın, göğe doğru fırlatıp attığın yaprakları. Yere doğru yavaş yavaş düşerken gülümsediğin o anı..

Hangimiz bu hatırla olgusunun içindeyiz, ruhumuza yüreğimize hatırlatıyor muyuz ölümü var oluşu aşkı muhabbeti huzuru…

Hatırlıyor muyuz Allah’ı ve “Bugün Allah için ne yaptın yüreğim” diyor muyuz sinemize…
Hayallerimizi helal sevdalara yüklüyor muyuz?
Yarın için düşünüyoruz, peki bugün için ne yapıyoruz şöyle derin derin düşün ve bir bir hatırla…

Hatırla…
Yollarda yürüdüğün sağa sola bakınıp durduğun, bir mezarın önünden geçerken, gençleri yaşlıları bir arada gördüğünü, zengin fakir ayrımı yapılmadan ip gibi dizilmiş mermer sütunlar…
Nice kibirlenen, nice parasına güvenen makam ve mevki sahiplerinin ellerinin boş gittiği kabrin soğukluğunu bir hatırla…

Hani o avazı çıkana kadar bağıran aşıklar maşuklar hepsi bir sessizliğe bürünmüş… Belki de şuan azabı belki de şuan cennet hayatını yaşıyorlar…

Hatırla…
Ezan okunuyor diye, televizyon kısan amcayı, dantel ören teyzeyi, Kuran-ı bağrına basan masum bir yüreği… Yoldaki dilenciyi, köşedeki bisikletliyi, ayağında ayakkabı olmayan çocuğu, mendil satan minikleri. Balık tutan babayı, makyaj yapan halayı, düğün yapan dayıyı…

Hatırla…
Karışık duygular içinde olduğun “Araf” anını, gitmekle kalmak arasındaki o yeri iyice bir hatırla…

Hatırla…
Bir kedinin hırıltısını, bir köpeğin sadakatini, bir çiçeğin kokusunu, bir halının dokusunu, bir yavrunun uykusunu da hatırla…
Karıncanın sesini, Osmanlı’nın fesini, bir elin sesini, kaplanın kafesini de hatırlamayı unutma…

Hatırla… Gerekli gereksiz yürekli yüreksiz insanları maddeleri…
Ve son bir kez daha hatırla…
Ve sor kendine “Ben neyim!”

  • (Not : Renkli şeyleri hatırlamak beynimize mutluluk hormonu salgılar.. Bu yüzden Hatırlamanın özeti tefekkürdür. Yani “içe dönüş” kendini tanıma kendini bulma kendini arama…)

Yazan: Mustafa Kuş

Yorum Gönder

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.