Günümüzde Yusuf Olmak

Günümüzde Yusuf Olmak 

Yusuf yarı dindar yarı çağdaş yetişmişti. Namaz kılmayı, Kur’an-ı Kerim okumayı da bilirdi, henüz on dört yaşında iken sevgilide edinirdi. Tam istenildiği gibiydi, ortamına göre Müslüman ortamına göre çağdaştı.

Ayşe daha uzaktı dine, öyle yetiştirilmişti ama kendince hep bir arayış içindeydi.

Bir gün, tesadüf eseri tanıştılar internetten, ilerde kendileri buna tevafuk diyeceklerdi, çünkü iki kavram arasındaki iman farkına ereceklerdi. Henüz liseye yeni başlamışlar, aynı şehrin farklı semtlerinde yaşıyorlardı. Önceleri internetten görüşmeler yerini, geceleri uzun süren telefon sohbetlerine bırakmış ve aralarında sonu görülmeyen bir sıcaklık meydana gelmişti. Uzun süren arkadaşlıkları sonunda, kaçınılmaz olan gerçekleşmiş ve iki sevgili oluvermişlerdi. Aileleri durumdan haberdardı ancak görünen o ki çağdaşlık ve dindarlık arasında gelgitleri vardı. Önceleri bu görüşmelere tepki gösterseler de sonrasında “Bu devirde normal, kimin yok ki” diyerek durumu kabullenmişlerdi.

Onlar toplumun kurbanlarıydı, yeterince bilinçlendirilmeden toplum ateşine atıldılar ve nitekim o ateşte yanmaya mahkûmdular. Kendilerini koruyabilecek bir İslam zırhları yoktu üzerlerinde. Yaptıkları şeyi doğru sandılar, yanıldılar. Ateşle barut yan yana durmazdı, onlar da gençti, her an parlamaya hazırlardı. Nasıl ki şeytan Âdem ile Havva’yı kandırmıştı, bu gençler onun için çocuk oyuncağıydı.

Aradan yaklaşık iki sene kadar bir zaman geçmişti. Artık daha olgun düşünebiliyorlardı lakin eski masumiyetlerini kaybetmişlerdi. Eski neşeleri de kalmamıştı artık, şuh kahkahaların yerlerini dalgın bakışlar almıştı. Bir yanlışa düşmüşlerdi, sevgili olmuşlardı. Kendilerine bile söylemekten utanıyorlardı fakat flört hayatı yaşıyorlardı. Yusuf yaptıkları hatanın farkındaydı. Bu günah ona ağır gelmişti, çağdaş yönü kabullense de İslami yönü bir türlü hazmedemiyordu olanları. Yusuf eski hallerini özler olmuştu, artık Cuma namazlarına bile zoraki gidiyordu. Uyanış vakti çoktan gelmiş, geçiyordu ve nihayet Yusuf bunun farkına varmıştı. Tek sorun bunları Ayşe’ye anlatmaktı.

Ayşe Yusuf’un halinden habersiz kendi kendine sorguluyordu yaşadıklarını. Bir yerlerde hata vardı, Ayşe de bunun farkındaydı ama baktığı pencereden o hatayı görmesi imkânsızdı. Ayşe, Yusuf ismini çok iyi biliyordu, çocukluğundan beri en sevdiği kıssalardandı Yusuf ile Züleyha kıssası. Aklına o kıssa geldi birden ve düşündü yaşadıklarını, utandı kendinden. Şimdi daha iyi anlayabiliyordu yüce Yaratanın neden flörtü haram kıldığını.

Yusuf kendi içinde savaş verirken durumu Ayşe’ye açmaya karar verdi. Aldı karşısına Ayşe’yi ve döktü kalbindekileri:

“Bu muydu âşk dediğimiz o kutsal şey? Hayasızlık, edepsizlikten mi ibaretti? Ne zamandan beri şehvetli arzularımızı âşk adıyla anar olduk, biz böylemi Müslümandık? Allah uyarmamış mıydı? “Zinadan uzak durun!”(isra,32) diye Kulaklarımızı tıkadık tüm bildiklerimize. O yüce Peygamber(sallallahu aleyhi ve sellem) bile “Allah’ım beni nefsimle baş başa bırakma”(İbn-i Hanbel) diye dua ederken biz neyimize güvendik de üçüncü kişimizi şeytan eyledik. Acizliğimizi unutup irademize güvendik, nefsimize yenildik. Yazık ettik kendimize çok yazık ettik.”

Gözyaşlarını tutamamıştı konuşurken, kalbi sızlıyordu en derinden. Utandı kendinden ve en çokta isminden. Ayşe üzgün bir halde, “Af dileriz Allahtan, samimi olursak affeder bizi.” dedi. Birden Yusuf’un içine bir su serpildi, aklına ayet geldi. “Günahından tam olarak dönüp tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir”.(İbn Mâce)

Görüşmediler bir süre, zaten üniversite sınavı da gelmişti aileler sorun çıkarır olmuştu; sınav mühimdi, başka şeylere zaman ayırmak doğru değildi. İki seneyi aşkındır gelmeyen bu tepki sınava yakın gelmişti, demek ki ahiret sınavı üniversite sınavından daha az mühimdi!

Yusuf namaza başlamış her fırsatta af diliyordu yüce Yaratandan. Önceki gibi olmasa da arada haberleşiyorlardı Ayşe’yle, bu vesileyle Ayşe de Yusuf’a özenmiş ve namaza başlama kararı almıştı. Biliyorlardı her ikisi de bu görüşmelerin doğru olmadığını ama her vazgeçişlerinde iradeleri yenik düşüyordu nefislerine. Her ikisi de değişiyorlardı artık. Namazlarını gözyaşları içinde kılıp her seferinde af diliyorlardı yaptıkları hatadan, ancak şeytan sağlarından sokulmuştu bu sefer ve birlikteliklerini doğru bir şeymiş gibi gösteriyordu onlara. Bu süre içinde Ayşe dinini daha da öğrenmiş ve örtünmeye karar vermişti. Namaz her işin başıydı ve sadece namazda örtünmek Müslümana yakışmazdı. Yusuf bu habere çok sevinmiş ve gözyaşları içinde Allah’a şükretmişti. Helali olmayan kızın tesettürüne seviniyordu eşiymiş gibi. Dibine kadar harama batmışlardı tövbede etseler bir çağdaşlık vardı. Tövbe Nasuh tövbesi değildi sanki.

Eski hallerine nazaran birçok şey değişmişti ancak değişmeyen tek günahları birliktelikleriydi. Şeytan hep sağlarında idi, sabahları birlikte namaza kalkıyorlardı, birbirleriyle uzun uzun dini sohbetler yapıyorlardı ya, o yüzden flört onlar için haram değildi, şeytan böyle öğüt vermişti. Hem onlar kesin evleneceklerdi, ilişkileri ciddiydi zaten gören evli zannederdi. Derken sınavlar bitti üniversite yerleştirmeleri açıklandı. Yusuf il dışında bir üniversite kazanmış Ayşe’nin ise istediği bölüm tutmamış bir sene daha hazırlanma kararı almıştı, kendisi bilmese de bu kararı birçok şeyin başlangıcıydı.

Üniversite zamanlarıydı, öğrenilecek bilgi çok, Yusuf ise bilgiye açtı. Okudukça cahilliğine kızdı, kızdıkça daha çok okudu. Önceleri de kitap okumayı severdi ama okuduğu hiçbir kitap bunlar gibi dinini öğretmemişti. Üniversite de herkesin bir ideolojisi vardı ama okudukça anladı ki Müslüman olanın ideolojiye ihtiyacı yoktu, Kur’an hepsine yetiyordu. Okuduklarını Ayşe ile de paylaşıyor onunda dinini öğrenmesi için çaba sarf ediyordu. Ayşe de çok farklılaşmış kendisinde de dini öğrenme isteği doğmuştu. Yalnız Ayşe deki bu hızlı değişim çevresi tarafından fark edilmiş ve garipsenmişti. Daha düne kadar açık olan bu kız bugün Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifden bahsediyordu? Bu hızlı değişim fikirleri gibi yakın arkadaşları ve çevresini de geride bırakmaya mecbur kılmıştı. Yeni kapanmıştı ve kendisine bir örnek arıyordu, ama yoktu. Okudukça fark etti tesettüründe ki hataları ve düzeltti hepsini bir bir. Artık hayalleri de farklıydı Ayşe’nin, o kendisi gibi bilinçsiz ve bilgisizce toplum ateşine atılan çocuklara dinlerini öğretmek, onları İslam zırhıyla korumak istiyordu. Kendisi acı tecrübeler sonunda doğruyu bulmuştu ama belki de biri elinden tutup doğruları anlatsa hiç biri yaşanmamış olabilirdi. Kedisi de suçluydu belki, ama asıl suçlu toplumun kendisiydi ve bu toplum bir şekilde değişmeliydi. Değişime önce kendinden sonra çocuklardan başlayacaktı. Bunlar için dini bilgisini derinleştirmeli, İslam’ı daha iyi öğrenmeliydi ve bu sebepten ilahiyat okumaya karar verdi. Yusuf tarafından her şey mükemmel ilerliyordu, bir sene önce ki halleriyle şimdi ki arasında dağlar kadar fark vardı. Anladı ki insan değişime en yatkın varlıktı. Ama içinde bir yerlerde hala bir sıkıntı vardı, yaptıklarına ters düşen bir şey. Okudukça öğrendi, sonra öğrendikleriyle amel etti ve sağ yanına dönüp baktığında şeytanla göz göze geldi. Cehennemin ateşini ensesinde hissetti ve anladı hatasını. Artık gelmeyeceklerdi şeytanın oyununa. Yusuf öğrenmişti İslam da tavize yer yoktu. Ayşe’yle hangi suretle olursa olsun görüşmeleri kesin bir biçimde haram kılınmıştı. Yusuf Ayşe’ye tüm düşüncelerini açıkça anlattı;

“Biz yanlış yoldaydık, çok şükür Rabbime ki İslam yolunu bulduk. Ancak doğru yolda yanlış şeyler yapmaktayız. Biz birbirimizin namahremiyiz, bu şekilde görüşüp konuşmamız bize haram kılındı. “Sakın zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çirkinliği meydanda olan bir hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur” (İsra, 32) Şimdi bize düşen bu haram ilişkiye bir son vermek ve eğer Allah nasip etmişse evlilik gününü beklemektir.” Ayşe bir müddet düşündükten sonra Yusuf’a hak verdi, zaten emir Hakkın emri idi, onlara düşen emre itaatti.

Artık ikisi de daha rahattı. Sanki omuzlarında dünyayı taşıyorlardı da bir anda taşıdıkları vebali ağır yük omuzlarından alınmıştı. Artık namazları daha lezzetli idi, kalplerinde tezatlığın vermiş olduğu sıkıntı da kaybolmuştu. Aradan yıllar geçti, birkaç sefer birbirlerinin adreslerine kitap göndermeleri haricinde hiç görüşmemişlerdi. Gönderdikleri kitaplar ya İslam da evlilik üzerine ya da fıkhi meseleleri ele alan İslam üzerine kitaplardı.

Yusuf’un okulu bitmiş mesleğini eline almıştı. Üniversite yılları tahmininden çok daha verimli geçmiş okuyabildiğince çok kitap okumuş ve en önemlisi de İslam yolunda koşan bir genç olmuştu. Hayatında ki acı tatlı tüm tecrübeler yeni yetişen gençlere rehber oluyordu, girdiği her ortamda kendini ortaya koyarak gençleri öğütlüyordu. Bir askerliği kalmıştı onu da yaptı mı evlilik için bir engel kalmıyordu. Onca sene geçmesine rağmen gönlünde Ayşe’ye karşı duyduğu muhabbet hiç azalmamıştı, içten içe Rabbinden hep onu diliyordu.

Bu zaman içinde Ayşe ilahiyat son sınıfa gelmiş ve hafızlık derslerini tamamlamak üzereydi. Ayşe Allah vergisi sesi çok güzel bir hanımdı, öncesinde müzisyen olma hayalleri kurduğu bu sesini şimdi Kur’an tilavetinde kullanıyordu. İnsan nasılda değişebiliyordu, hele ki değişmek istediği yol İslam olunca Allah ona kat ve kat yardım ediyordu. Arada bir lise yılları geliyordu aklına, o zamanlar namaz kılmayı bile doğru düzgün bilmezdi. Şimdiler de ise bir cüz bitirerek namaz kılıyordu. Zaman çabuk geçiyordu, okulun bitmesine az bir zaman kalmıştı, içi titredi birden Yusuf’u hatırladı. Gözleri doldu aniden günahlarından utandı. Ve oda Yusuf’u istedi Rabbinden, el açıp “Gönlümdekini bana hayırlı kıl” dedi.

Elbette ki Kul hata yapardı. Hazreti Adem de (aleyhisselam) şeytana uymuştu, Rabbi olmasa Hazreti Yusuf’ da(aleyhisselam) uyacaktı. “Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını (burhanını) görmeseydi, o da kadına meyletmişti.”(Yusuf 23– 24) Şeytan da zamanında nefsine uyup kibrine yenilmiş ve boyun eğmemişti Rabbinin emrine. Mümin ile şeytan arasında ki farkta tövbeydi zaten. “Bütün insanlar günah işlerler. Fakat günah işleyenlerin en hayırlısı, tevbe edenlerdir” (Tirmizi; İbni Mace) buyurmuştu Resulullah (sallalalahu aleyhi ve sellem). İnsan hata ederdi, ama tövbe etmesini ve tövbesinin gereğini yapmasını da bilmeliydi.

Allah bu gençlerin tövbesini kabul etti mi bilinmez ama onları birbirine nasip etti. Ayşe istediği gibi bir kurs açmış ve birkaç arkadaşıyla birlikte çocuklara İslam Dinini öğretmekteydi. Yusuf ise toplumda kalemiyle cihada girişmiş, dört bir yana İslam’ı anlatmak için mücadele veren bir mücahit olmuştu. Nice günahkâr insanlardan, ne mücahitler mücahideler çıkmıştı. Allah indinde hak din İslam’dı ve onların tek meselesi bunu insanlığa anlatmaktı.

Önemli olan günahlardan tövbe edip pişman olmaktır.

“Ancak tevbe edip halini düzelterek gerçeği söyleyenler başka. İşte onları ben bağışlarım. Ben çok merhamet ediciyim, tevbeleri çokça kabul ederim.”(Bakara,160)

***

Yazan : Mustafa Kuş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.