Günah mı ? Şık olmak !

Günah mı ? Şık olmak !

Ülkemizde hem açık, hem de kapalı bayanlar hatta modern dünyanın erkekleri bile tarz olma yarışı içerisine girmektedir. Nasıl beğenilirim? Toplumda nasıl fark edilirim? diyerek, birbirleriyle şıklık yarışına tutuşurlar.


Çünkü her sene ortaya çıkan moda kavramı doğal olarak değişmektedir. Bir modacı, “Herkese karşı şık olmak, herkesin hakkıdır.” der. Fakat İslam bunun aksini söyler ve yalnızca mahremiyet ev içinde eşlerin bir birine karşı şık olmaları gerektiğini belirtmektedir. Moda sizin iman ve inancınızı asla düşünmez sezonluk cazip mal üretip satar onların amacı sadece paradır.
Günümüzde moda kavramı bayanların fazlası ile ilgisini çektiğinden dolayı; mutlaka çevreye karşı güzel görünmek maksadı güderek tarz olma amacı içerisinde yer almaya, dikkatleri üzerilerine yoğunlaştırmaya özen göstermektedirler. Şık olmayın demek, sokağa çıkarken pis olun demek değildir. İslam kaidelerini dikkate alarak hareket edilmelidir. Şıklık ve şık olmaya çalışmak, başkalarına karşı güzel görünmek için yapılır.

Açık, kapalı; kadın ya da erkek “Şık olmak günah mı?” diye kendine sormalı ve İslam’ın kurallarına bakmalıdır. Müslümansan, İslam’ın emirlerini yapmak farzdır.

Günümüzde şıklık diyerek kadınlar kullanılmaktadır. Şöyle ki, açık gezen bir kadının vücudundan en çok nemalanan, göz zevkini kadın ile tatmin etmek isteyen erkektir. Erkekler ayette belirtildiği üzere, göz kapaklarının tesettürünü koruyamadığı için, kadınların açık gezmesi bazı erkek güruhunu rahatsız etmez. O yüzden kadınların giydiği kıyafet ne kadar açık ne kadar gösterişli olursa, bazı erkek ananesi de o kadar mutlu olur. Açıklığı bir şıklık olarak gören çağdaş kişilerin sayısı da, günümüzde oldukça fazladır. Şıklık ve çağdaşlık ne kadar çok açıldığınla doğru orantılıdır. Yani ne kadar çok açılırsan okadar çok özgür ve çağdaş bir ruhu taşımış olursun anlayışı vardır.
Şık olmanın, açık olduğun sürece sana bir yararı yoktur. Açık gezerek sadece erkeklerin fütursuz bakış ve şehvani arzularını tatmin etmiş olursunuz. “Gencim, güzelim ve fiziki düzgün biriyim, bunu neden gizleyecekmişim istediğim gibi açık gezerim. İstediğim gibi şık olurum” diyenlerin hayat yaşantısına baktığınız zaman, İslami kaidelerden uzak, tamamen batı kilise hayatına göre yaşadığını görebilirsiniz. Hristiyanların şık olarak gördüğü bayanlar ile bizde onlara özenen bayanlar arasında bir fark var. Hristiyan haftada bir defa da olsa kiliseye gider. Ama bizim Müslüman geçinen çağdaşlar yönünü kıbleye dönmeyi gericilik olarak görürler. Hristiyan bir bayanla bizim aramızdaki fark ayette geçen tesettürdür. Tesettür olan bir kadına nerede olursanız olun selamın aleyküm diyebilirsiniz. Tüm Müslüman kadınların ortak bir dili vardır dünya üzerinde oda tesettür.

Şöyle bir bakacak olursak ; Şıklık=çağdaşlık olarak görüldüğü için balolarda otel ve muhtelif yerlerde bayan çalıştırmak, müşteri çekmek için bir gereklilik olarak görülmektedir. Masaj salonlarının sahipleri genellikle erkeklerdir. Fakat masaj salonlarında şık, bakımlı, makyajlı ve güzel bayanlar çalıştırılmaktadır. Kapitalist düzenin kadının iliklerini emdiği nokta elbette budur.

Çağdaşlık ve şıklık kanunlarını koyan batılı kendini modern olarak gören zihniyetlerin, Osmanlı İmparatorluğundan korktukları apaçık ortadaydı. Osmanlı’nın kudretli yıllarında, Fransızlar bir akım başlatarak Osmanlıya kafa tutmaya çalışmıştı. Lakin durum hiç öyle istedikleri gibi olmamış, Kanuni Sultan Süleyman gerekeni yapmış bu sapkınlığın önüne şu tarihe geçecek sözleriyle geçmişti.

Dans, ilk defa Kanuni zamanında Fransa’da yapılmaya başlanmıştı. O zaman Osmanlı İmparatorluğunun sınırları Avrupa’nın ortalarındaydı ve Fransa’ya kadar dayanıyordu. Bu dans denen “melanetin” ilk yapılmaya başlandığını duyan Kanuni, zamanın Fransa Kralına bir mektup yazdı.

Kanuni’nin Fransa Kralına yazdığı tarihi mektup aynen şöyledir:

“Ben ki, kırk sekiz krallığın Hakanı Kanuni Sultan Süleyman Han’ım. Sefirimden aldığım rapora göre, memleketinizde dans adı altında kadın erkek birbirine sarılmak suretiyle insanlar arasında oyun oynanmakta olduğunu işitmiş bulunmaktayım. Hemhudut olmaklığımız dolayısıyla, iş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali muvacehesinde Name-i Hümayunum elinize ulaştığından itibaren derhal son verilmediği takdirde, bizzat Ordu-yu Hümayunumla gelip men’e muktedirim!”

Fransız krallığı bu olaya hiddetlenmiş olacak ki, ileride bunun intikamını almak için planlar yapacaklardır. Fransızlar Kanuni Sultan Süleyman’ın dansı yasaklamasını sindirememiş asırlar süren Osmanlıyı içten yıkma politikalarına gidilmiştir. Aşağıda belirteceğim gladiston temelleri bunun örneği olacaktır.
Osmanlı Devletinin resmi yıkımından sonra asıl amaç olan, Osmanlı edebini, ahlakını yıkmaya çalışılmıştır, yani Müslüman şahsiyet kavramını. İlk önce şapka kanunu getirerek çağdaş olacağımızı ileri sürmüşler, peşinden Müslüman kadınlarımıza güzelsiniz bu güzelliği saklamayın modern olun Avrupalı olun diyerek onları soyunmaya teşvik etmişlerdir. Osmanlı’nın hayâ ve edep, İslamiyet’in en güzel sembolü olan başörtülerini çağdaşlık uğruna, şıklık ve batılı modernlik uğruna harcamışlar ve halen moda adı altında harcanmaktadır.

İslam toplumlarında manevi bozulmanın sebepleri birçok nedene bağlanmaktadır ama bunun en önemli faktörü gayrimüslimlerin İslam düşmanlığıdır.

Bizleri bozmaya çalışan kişilerden en başta geleni Yahudi ve İngilizlerdir. 19. yüzyılın sonlarına doğru Asya ve Ortadoğu topraklarına göz diken İngiltere, ilk başta bu topraklarda kolayca hâkimiyet kurarak başta altını ve petrolü olmak üzere zengin yer altı kaynaklarını gasp edeceğini hayal etmişti. Ne var ki 20. yüzyılın hemen başlarından itibaren şiddetli bir mukavemetle karşılaştı. Her yerde karşılarına dikilenler Müslümanlardı.

Mesela Hindistan da; Hindular, Mecusiler ve sair dinlere mensup olanlar İngiliz hâkimiyetini benimsemiş gözükürken, Müslümanlar elinde silah ve sopa İngilizlerin karşısına duruyorlardı. Çanakkale’de de büyük yenilgiye uğrayan haçlılar artık savaş ile Müslümanları yenemeyeceğini anladı. İngiliz hükümeti bu duruma çare aradı. Sömürge topraklarında araştırma yapması için sömürgeler bakanı olan Gladiston’u vazifelendirdi. Gladiston aylarca Türkleri Osmanlı’yı ve Müslüman ülkeleri dolaştı, incelemelerde bulundu. Düşündü günlerce arşivler inceledi. Müslümanın yaşam şekilleri araştırıldı ve zayıf noktaları bulundu. Sonunda raporun özetini şu cümlelerle dile getiriyordu:

Avam kamarasında sair dinlere mensup herkes toplandı, herkes İslamı yer yüzünden silmek için oradaydı yüz yıllık planın ilk adımları atılacaktı. Gladiston Eline Kur’an’ı kerimi alıp, Avam kamarasına çıkıp raporunu açıklamaya koyuldu. Yüksek bir yere çıkıp, sert bir mizaçla hiddetli bir şekilde eline aldığı Kuran’ı Kerim’i yukarı doğru kaldırdı ve tarih kitaplarındaki yerini alan zalimane sözleri dile getirdi.

“Bu Kur’an Müslümanların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp etmeliyiz, ya Kuranı ortadan kaldırmalıyız, yâda Müslümanları kurandan soğutmalıyız.”

İngiliz hükümeti, Gladiston’un bu raporundan sonra Müslümanların mukavemetini nasıl kıracağını araştırmak üzere komisyonlar kurdu. Bu komisyon çok yönlü araştırmalar yaptı ve en sonunda FELSEFE silahını kullanmaya karar verdiler. Kur’an-ı Kerim unutturacak şeyler üzerinde çalışmaya başladılar. Anladılar ki Müslümanlar Kur’an-ı Kerimden güç alıyor ve savaşla asla yenilmezler. Kur’an-ı Kerimden soğutma politikası başladı. Kur’an-ı Kerimi elimizden alamadılar ama soğutma politikasını yavaş yavaş içlerimize yerleştirdiler. Savaşsız, savaştan daha etkili bir yıkımdı bu çünkü. Felsefe silahını kullanarak, televizyon gazete mecmualarını kullanarak Müslümanları yıkma planı işleme koyuldu. Millet özgürlük şu bu derken birinci sırada olan İslam kariyer vs derken onuncu sıraya yerleşti. İlk sıraları hep kariyer para şöhret gibi şeyler aldı. Gladistonun yüz yıl önce yaptığı plan bugün hala tıkır tıkır işliyor.

Bu arada haçlılar boş durur mu dersiniz. Düşünüp taşındılar Aristoteles’in İskender’e yaptığı nasihati göz önünde bulundurarak karar verdiler.

Bu nasihat şöyledir.

-İskender sorar:

-“Ben ne yapayım bu kazandığım ülkeleri? Ne yapayım sultanları, padişahları kılıçtan mı geçireyim? Yoksa tamamını sürgüne mi göndereyim?”

-Aristo’nun İskender’e cevabı:

– “Onları ne kılıçtan geçir nede sürgün et, çünkü kılıçtan geçirecek olursan, onların geride kalan nesilleri intikam arzusuyla yanıp tutuşur. Sürgüne gönderirsen onlar yine bir yerde toplanıp senin başına bela olur. Şayet onlara devamlı hâkim olmak istiyorsan, onları küçük beylikler haline getir. Bununla da yetinme münakaşa mevzularını aralarında yay. Bu münakaşalı hususları halletme. Onlar devamlı münakaşa ederken sen aralarında hakem olursun, senin saltanatın hâkimiyetin devam eder.”

İşte Hazreti Âdem’den beri hür dünya özgür ülke dedikleri Amerika ve İngilizler, ve Avrupa özellikle yahudiler Aristo taktiğinin başını çeken zalimlerdir. Orta Doğuyu ve dünyayı gözünüzle görüyorsunuz, izliyor ve seyrediyorsunuz. Görüldüğü üzere, bu taktik yüz yıl hatta bir asır öncesine kadar dayanıyor.

İslam’ın düşmanı çok, günümüzde bile hala içimize fitne fesat sokarak bizleri yönetmeye kalkıyor İngiliz ve Yahudiler. Irkçılık mezhepçilik, ateşini körükleyip duruyorlar içimizde. Sen eziliyorsun! Sen haklısın! Diyerek şeytan gibi kulağınıza fısıldıyorlar kötü emellerini.

Şimdi yukaridakileri niye anlattım tarihini bilmeyen, hayatına çeki düzen veremez..

Gelelim örtünmeye ve şıklığa. Her şeyin bir örtüsü olduğu dünyamızda, örtünmeye karşı çıkan kadınları anlamak gerçekten zordur. Moda için kadın vücudu, araba fuarlarında kadın vücudu, holdinglerde kadın vücudu hatta erkek traş bıçağı reklamında dahi kadın bir obje olarak karşımıza çıkar. Para için kullanılıp, harcanır. Genel olarak baktığınız zaman kadın üzerinden para kazanan bu iş yeri sahiplerinin çoğunluğu erkektir. Genellikle kadını bir pazarlama stratejisi olarak kullanırlar. Kadınların ilk kullanılmaya başlaması eski çağlara dayansa da, bu şıklık empozesinin önüne duran bir engel vardı. O engellerden biri de Osmanlıydı. Osmanlıyı yıkmak için ellerinden geleni yaptılar. Osmanlı yıkılıp yerine Cumhuriyet rejimi geldiği zaman çağdaşlık özgürlük hâkim olunca, dünya güzellik yarışmasına Türkiye’de katılma kararı aldı. O sene ilk defa Türkiye’de çağdaşlık akımının yobazlığına kapılarak yarışmadaki yerini aldı. Hem de tertipleyen Türkiye’de yayın yapan bir gazeteydi. Bu gazete hala günümüzde aynı çizgide ilerlemeye devam etmektedir.

Keriman Halis neden dünya güzeli seçildi? Peki, Avrupa (Hristiyan) toplumu Keriman Halis’in güzelliğine mi vurulmuştu?

1932 senesinde Cumhuriyet Gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Hâlis kazanmıştı. Aynı yıl Belçika’nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla Dünya güzellik yarışması düzenlenmişti. Keriman Hâlis bu yarışmaya Türkiye’yi temsilen katıldı. Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kimselerle görüştü ve konuştular. Yarışma gününde jürinin önünden kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla, tebessümleriyle puan toplamaya çalıştılar. Jüri salona geçip puan değerlendirmesi yapmak istedi. Başkan kürsüye geçerek şöyle konuştu:

“Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir Dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslâmiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Elbette Amerika’nın ve Rusya’nın hakkını inkâr edemeyiz. Neticede bu, Hıristiyanlığın zaferidir. Müslüman kadınların temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahale eden Kanûnî Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sutyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle, Türk güzelini Dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız.”(Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu sayfa 269; Yeni Rehber Ansiklopedisi, sayfa 357)

Peygamber Efendimizden(sallallahu aleyhi ve sellem) bugüne kadar planlanan her şey; haçlı zihniyetinin kadınları şıklık güzellik diyerek kadınları kullanmasıyla başlamıştır.

Günümüz tesettüründe bu şıklık ve güzellik, çağdaş yaşam kurallarına özenti duyulmuş, ayet esenliğinden tesettürümüz çıkarılıp, tamamen modaya dönüştürülmüştür. “Tesettürlü kadında şık olabilir.” diyen güya ilahiyat profesörleri çıkmış meydanda açık açık Ayet-i Kerimeyi görmezden gelin Hadis-i Şerifleri yok sayın, şık olun bağnaz düşüncelerden kurtulun demekten dillerini sakındırmamışlardır. Bu söylemlere dahil olmayanlar bile İslam’da yeri bile olmayan modayı destekleyerek bu fikirlerinin beyanatlarını davranışlarıyla belli etmişlerdir.

Modern tesettür, şık tesettür, İslami moda, Ilımlı kombin diyerek genç kızlarımızı Kur’an-ı Kerim de Allah’ın lütfettiği güzelliklerden uzaklaştırmışlardır. Gladistonun planları, Keriman halisin dünya güzeli seçilmesi hepsi birer oyundur. Modacılar bu akıma kapılmış Para ve çıkarlar uğruna tesettür ayetini tahrif etmişlerdir. Haçlılar 300 yıldır bu oyunda başrol oyuncusu olarak İslamiyet’i seçmiştir. Savaş silahla değil, felsefe ile mantık kurallarına göre, beğenilere ve zaaflara göre oluşturulmuştur. Bu savaş, Peygamber Efendimiz(sallallahu aleyhi ve sellem) döneminden bu güne kadar vardır. Bizi meydan savaşında yenemediler fakat beğenilme arzusuyla, kıskançlık ile kanaatkâr olmayı yok etme niyetiyle var güçleriyle çalıştılar. Fikirlerin yenildiği bu manevi savaşta kazandılar, Müslümanları sömürdüler ve her gün arttırarak imanımızı sömürmeye devam ediyorlar. Bizi televizyonda gösterilen sahte âşklarla, zenginlik hevesleriyle kandırdılar. Farkında olmadık ama bilinçaltımıza yerleştirdiler bunu. Kadın hakları diyerek, kadın özgürdür denilerek, Siyonizm ve haçlı fikirlerine özendirdiler sizi. Kadının inançla özgürleşeceğini unuturdular.

Ey Müslüman, şıklık ve gösteriş peşinde olan kardeşim, uyan ve aç gözlerini, senin özün İslam, ahlakın İslam, şanın İslam, şöhretin İslam. Şıklık ve gösteriş peşinde koştuğun sürece kime hizmet ettiğini kalemimizin gücü ve Allah’ın izin verdiği nispette belirtmeye çalıştık. Kendine şimdi bir defa daha sor ‘

‘Günah mı? Şık olmak!’’

“Herkes kendi içinde bir fatihtir, hoş… Böyle başlıyor gençte ilk hayatiyet… Bir de zamane gencine bakın, fatih olmak nerde, o nerde? O fatih değil şehvetin fethettiği ve nefsaniyetin esir ettiği köle…”(Necip Fazıl KISAKÜREK)

Yazan : Mustafa Kuş

Günah mı? Şık olmak!

Ülkemizde hem açık, hem de kapalı bayanlar hatta modern dünyanın erkekleri bile tarz olma yarışı içerisine girmektedir. Nasıl beğenilirim? Toplumda nasıl fark edilirim? diyerek, birbirleriyle şıklık yarışına tutuşurlar. Çünkü her sene ortaya çıkan moda kavramı doğal olarak değişmektedir. Bir modacı, “Herkese karşı şık olmak, herkesin hakkıdır.” der. Fakat İslam bunun aksini söyler ve yalnızca mahremiyet ev içinde eşlerin bir birine karşı şık olmaları gerektiğini belirtmektedir. Moda sizin iman ve inancınızı asla düşünmez sezonluk cazip mal üretip satar onların amacı sadece paradır.

Günümüzde moda kavramı bayanların fazlası ile ilgisini çektiğinden dolayı; mutlaka çevreye karşı güzel görünmek maksadı güderek tarz olma amacı içerisinde yer almaya, dikkatleri üzerilerine yoğunlaştırmaya özen göstermektedirler. Şık olmayın demek, sokağa çıkarken pis olun demek değildir. İslam kaidelerini dikkate alarak hareket edilmelidir. Şıklık ve şık olmaya çalışmak, başkalarına karşı güzel görünmek için yapılır.

Açık, kapalı; kadın ya da erkek “Şık olmak günah mı?” diye kendine sormalı ve İslam’ın kurallarına bakmalıdır. Müslümansan, İslam’ın emirlerini yapmak farzdır.

Günümüzde şıklık diyerek kadınlar kullanılmaktadır. Şöyle ki, açık gezen bir kadının vücudundan en çok nemalanan, göz zevkini kadın ile tatmin etmek isteyen erkektir. Erkekler ayette belirtildiği üzere, göz kapaklarının tesettürünü koruyamadığı için, kadınların açık gezmesi bazı erkek güruhunu rahatsız etmez. O yüzden kadınların giydiği kıyafet ne kadar açık ne kadar gösterişli olursa, bazı erkek ananesi de o kadar mutlu olur. Açıklığı bir şıklık olarak gören çağdaş kişilerin sayısı da, günümüzde oldukça fazladır. Şıklık ve çağdaşlık ne kadar çok açıldığınla doğru orantılıdır. Yani ne kadar çok açılırsan okadar çok özgür ve çağdaş bir ruhu taşımış olursun anlayışı vardır.
Şık olmanın, açık olduğun sürece sana bir yararı yoktur. Açık gezerek sadece erkeklerin fütursuz bakış ve şehvani arzularını tatmin etmiş olursunuz. “Gencim, güzelim ve fiziki düzgün biriyim, bunu neden gizleyecekmişim istediğim gibi açık gezerim. İstediğim gibi şık olurum” diyenlerin hayat yaşantısına baktığınız zaman, İslami kaidelerden uzak, tamamen batı kilise hayatına göre yaşadığını görebilirsiniz. Hristiyanların şık olarak gördüğü bayanlar ile bizde onlara özenen bayanlar arasında bir fark var. Hristiyan haftada bir defa da olsa kiliseye gider. Ama bizim Müslüman geçinen çağdaşlar yönünü kıbleye dönmeyi gericilik olarak görürler. Hristiyan bir bayanla bizim aramızdaki fark ayette geçen tesettürdür. Tesettür olan bir kadına nerede olursanız olun selamın aleyküm diyebilirsiniz. Tüm Müslüman kadınların ortak bir dili vardır dünya üzerinde oda tesettür.

Şöyle bir bakacak olursak ; Şıklık=çağdaşlık olarak görüldüğü için balolarda otel ve muhtelif yerlerde bayan çalıştırmak, müşteri çekmek için bir gereklilik olarak görülmektedir. Masaj salonlarının sahipleri genellikle erkeklerdir. Fakat masaj salonlarında şık, bakımlı, makyajlı ve güzel bayanlar çalıştırılmaktadır. Kapitalist düzenin kadının iliklerini emdiği nokta elbette budur.

Çağdaşlık ve şıklık kanunlarını koyan batılı kendini modern olarak gören zihniyetlerin, Osmanlı İmparatorluğundan korktukları apaçık ortadaydı. Osmanlı’nın kudretli yıllarında, Fransızlar bir akım başlatarak Osmanlıya kafa tutmaya çalışmıştı. Lakin durum hiç öyle istedikleri gibi olmamış, Kanuni Sultan Süleyman gerekeni yapmış bu sapkınlığın önüne şu tarihe geçecek sözleriyle geçmişti.

Dans, ilk defa Kanuni zamanında Fransa’da yapılmaya başlanmıştı. O zaman Osmanlı İmparatorluğunun sınırları Avrupa’nın ortalarındaydı ve Fransa’ya kadar dayanıyordu. Bu dans denen “melanetin” ilk yapılmaya başlandığını duyan Kanuni, zamanın Fransa Kralına bir mektup yazdı.

Kanuni’nin Fransa Kralına yazdığı tarihi mektup aynen şöyledir:

“Ben ki, kırk sekiz krallığın Hakanı Kanuni Sultan Süleyman Han’ım. Sefirimden aldığım rapora göre, memleketinizde dans adı altında kadın erkek birbirine sarılmak suretiyle insanlar arasında oyun oynanmakta olduğunu işitmiş bulunmaktayım. Hemhudut olmaklığımız dolayısıyla, iş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali muvacehesinde Name-i Hümayunum elinize ulaştığından itibaren derhal son verilmediği takdirde, bizzat Ordu-yu Hümayunumla gelip men’e muktedirim!”

Fransız krallığı bu olaya hiddetlenmiş olacak ki, ileride bunun intikamını almak için planlar yapacaklardır. Fransızlar Kanuni Sultan Süleyman’ın dansı yasaklamasını sindirememiş asırlar süren Osmanlıyı içten yıkma politikalarına gidilmiştir. Aşağıda belirteceğim gladiston temelleri bunun örneği olacaktır.
Osmanlı Devletinin resmi yıkımından sonra asıl amaç olan, Osmanlı edebini, ahlakını yıkmaya çalışılmıştır, yani Müslüman şahsiyet kavramını. İlk önce şapka kanunu getirerek çağdaş olacağımızı ileri sürmüşler, peşinden Müslüman kadınlarımıza güzelsiniz bu güzelliği saklamayın modern olun Avrupalı olun diyerek onları soyunmaya teşvik etmişlerdir. Osmanlı’nın hayâ ve edep, İslamiyet’in en güzel sembolü olan başörtülerini çağdaşlık uğruna, şıklık ve batılı modernlik uğruna harcamışlar ve halen moda adı altında harcanmaktadır.

İslam toplumlarında manevi bozulmanın sebepleri birçok nedene bağlanmaktadır ama bunun en önemli faktörü gayrimüslimlerin İslam düşmanlığıdır.

Bizleri bozmaya çalışan kişilerden en başta geleni Yahudi ve İngilizlerdir. 19. yüzyılın sonlarına doğru Asya ve Ortadoğu topraklarına göz diken İngiltere, ilk başta bu topraklarda kolayca hâkimiyet kurarak başta altını ve petrolü olmak üzere zengin yer altı kaynaklarını gasp edeceğini hayal etmişti. Ne var ki 20. yüzyılın hemen başlarından itibaren şiddetli bir mukavemetle karşılaştı. Her yerde karşılarına dikilenler Müslümanlardı.

Mesela Hindistan da; Hindular, Mecusiler ve sair dinlere mensup olanlar İngiliz hâkimiyetini benimsemiş gözükürken, Müslümanlar elinde silah ve sopa İngilizlerin karşısına duruyorlardı. Çanakkale’de de büyük yenilgiye uğrayan haçlılar artık savaş ile Müslümanları yenemeyeceğini anladı. İngiliz hükümeti bu duruma çare aradı. Sömürge topraklarında araştırma yapması için sömürgeler bakanı olan Gladiston’u vazifelendirdi. Gladiston aylarca Türkleri Osmanlı’yı ve Müslüman ülkeleri dolaştı, incelemelerde bulundu. Düşündü günlerce arşivler inceledi. Müslümanın yaşam şekilleri araştırıldı ve zayıf noktaları bulundu. Sonunda raporun özetini şu cümlelerle dile getiriyordu:

Avam kamarasında sair dinlere mensup herkes toplandı, herkes İslamı yer yüzünden silmek için oradaydı yüz yıllık planın ilk adımları atılacaktı. Gladiston Eline Kur’an’ı kerimi alıp, Avam kamarasına çıkıp raporunu açıklamaya koyuldu. Yüksek bir yere çıkıp, sert bir mizaçla hiddetli bir şekilde eline aldığı Kuran’ı Kerim’i yukarı doğru kaldırdı ve tarih kitaplarındaki yerini alan zalimane sözleri dile getirdi.

“Bu Kur’an Müslümanların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp etmeliyiz, ya Kuranı ortadan kaldırmalıyız, yâda Müslümanları kurandan soğutmalıyız.”

İngiliz hükümeti, Gladiston’un bu raporundan sonra Müslümanların mukavemetini nasıl kıracağını araştırmak üzere komisyonlar kurdu. Bu komisyon çok yönlü araştırmalar yaptı ve en sonunda FELSEFE silahını kullanmaya karar verdiler. Kur’an-ı Kerim unutturacak şeyler üzerinde çalışmaya başladılar. Anladılar ki Müslümanlar Kur’an-ı Kerimden güç alıyor ve savaşla asla yenilmezler. Kur’an-ı Kerimden soğutma politikası başladı. Kur’an-ı Kerimi elimizden alamadılar ama soğutma politikasını yavaş yavaş içlerimize yerleştirdiler. Savaşsız, savaştan daha etkili bir yıkımdı bu çünkü. Felsefe silahını kullanarak, televizyon gazete mecmualarını kullanarak Müslümanları yıkma planı işleme koyuldu. Millet özgürlük şu bu derken birinci sırada olan İslam kariyer vs derken onuncu sıraya yerleşti. İlk sıraları hep kariyer para şöhret gibi şeyler aldı. Gladistonun yüz yıl önce yaptığı plan bugün hala tıkır tıkır işliyor.

Bu arada haçlılar boş durur mu dersiniz düşünüp taşıdılar Aristoteles’in İskender’e yaptığı nasihati göz önünde bulundurmak karar verdiler.

Bu nasihat şöyledir.

-İskender sorar:

-“Ben ne yapayım bu kazandığım ülkeleri? Ne yapayım sultanları, padişahları kılıçtan mı geçireyim? Yoksa tamamını sürgüne mi göndereyim?”

-Aristo’nun İskender’e cevabı:

– “Onları ne kılıçtan geçir nede sürgün et, çünkü kılıçtan geçirecek olursan, onların geride kalan nesilleri intikam arzusuyla yanıp tutuşur. Sürgüne gönderirsen onlar yine bir yerde toplanıp senin başına bela olur. Şayet onlara devamlı hâkim olmak istiyorsan, onları küçük beylikler haline getir. Bununla da yetinme münakaşa mevzularını aralarında yay. Bu münakaşalı hususları halletme. Onlar devamlı münakaşa ederken sen aralarında hakem olursun, senin saltanatın hâkimiyetin devam eder.”

İşte Hazreti Âdem’den beri hür dünya özgür ülke dedikleri Amerika ve İngilizler, ve Avrupa özellikle yahudiler Aristo taktiğinin başını çeken zalimlerdir. Orta Doğuyu ve dünyayı gözünüzle görüyorsunuz, izliyor ve seyrediyorsunuz. Görüldüğü üzere, bu taktik yüz yıl hatta bir asır öncesine kadar dayanıyor.

İslam’ın düşmanı çok, günümüzde bile hala içimize fitne fesat sokarak bizleri yönetmeye kalkıyor İngiliz ve Yahudiler. Irkçılık mezhepçilik, ateşini körükleyip duruyorlar içimizde. Sen eziliyorsun! Sen haklısın! Diyerek şeytan gibi kulağınıza fısıldıyorlar kötü emellerini.

Şimdi yukaridakileri niye anlattım tarihini bilmeyen, hayatına çeki düzen veremez..

Gelelim örtünmeye ve şıklığa. Her şeyin bir örtüsü olduğu dünyamızda, örtünmeye karşı çıkan kadınları anlamak gerçekten zordur. Moda için kadın vücudu, araba fuarlarında kadın vücudu, holdinglerde kadın vücudu hatta erkek traş bıçağı reklamında dahi kadın bir obje olarak karşımıza çıkar. Para için kullanılıp, harcanır. Genel olarak baktığınız zaman kadın üzerinden para kazanan bu iş yeri sahiplerinin çoğunluğu erkektir. Genellikle kadını bir pazarlama stratejisi olarak kullanırlar. Kadınların ilk kullanılmaya başlaması eski çağlara dayansa da, bu şıklık empozesinin önüne duran bir engel vardı. O engellerden biri de Osmanlıydı. Osmanlıyı yıkmak için ellerinden geleni yaptılar. Osmanlı yıkılıp yerine Cumhuriyet rejimi geldiği zaman çağdaşlık özgürlük hâkim olunca, dünya güzellik yarışmasına Türkiye’de katılma kararı aldı. O sene ilk defa Türkiye’de çağdaşlık akımının yobazlığına kapılarak yarışmadaki yerini aldı. Hem de tertipleyen Türkiye’de yayın yapan bir gazeteydi. Bu gazete hala günümüzde aynı çizgide ilerlemeye devam etmektedir.

Keriman Halis neden dünya güzeli seçildi? Peki, Avrupa (Hristiyan) toplumu Keriman Halis’in güzelliğine mi vurulmuştu?

1932 senesinde Cumhuriyet Gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Hâlis kazanmıştı. Aynı yıl Belçika’nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla Dünya güzellik yarışması düzenlenmişti. Keriman Hâlis bu yarışmaya Türkiye’yi temsilen katıldı. Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kimselerle görüştü ve konuştular. Yarışma gününde jürinin önünden kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla, tebessümleriyle puan toplamaya çalıştılar. Jüri salona geçip puan değerlendirmesi yapmak istedi. Başkan kürsüye geçerek şöyle konuştu:

“Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa’nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir Dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslâmiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Elbette Amerika’nın ve Rusya’nın hakkını inkâr edemeyiz. Neticede bu, Hıristiyanlığın zaferidir. Müslüman kadınların temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahale eden Kanûnî Sultan Süleyman’ın torunu işte mayo ve sutyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle, Türk güzelini Dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız.”(Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu sayfa 269; Yeni Rehber Ansiklopedisi, sayfa 357)

Peygamber Efendimizden(sallallahu aleyhi ve sellem) bugüne kadar planlanan her şey; haçlı zihniyetinin kadınları şıklık güzellik diyerek kadınları kullanmasıyla başlamıştır.

Günümüz tesettüründe bu şıklık ve güzellik, çağdaş yaşam kurallarına özenti duyulmuş, ayet esenliğinden tesettürümüz çıkarılıp, tamamen modaya dönüştürülmüştür. “Tesettürlü kadında şık olabilir.” diyen güya ilahiyat profesörleri çıkmış meydanda açık açık Ayet-i Kerimeyi görmezden gelin Hadis-i Şerifleri yok sayın, şık olun bağnaz düşüncelerden kurtulun demekten dillerini sakındırmamışlardır. Bu söylemlere dahil olmayanlar bile İslam’da yeri bile olmayan modayı destekleyerek bu fikirlerinin beyanatlarını davranışlarıyla belli etmişlerdir.

Modern tesettür, şık tesettür, İslami moda, Ilımlı kombin diyerek genç kızlarımızı Kur’an-ı Kerim de Allah’ın lütfettiği güzelliklerden uzaklaştırmışlardır. Gladistonun planları, Keriman halisin dünya güzeli seçilmesi hepsi birer oyundur. Modacılar bu akıma kapılmış Para ve çıkarlar uğruna tesettür ayetini tahrif etmişlerdir. Haçlılar 300 yıldır bu oyunda başrol oyuncusu olarak İslamiyet’i seçmiştir. Savaş silahla değil, felsefe ile mantık kurallarına göre, beğenilere ve zaaflara göre oluşturulmuştur. Bu savaş, Peygamber Efendimiz(sallallahu aleyhi ve sellem) döneminden bu güne kadar vardır. Bizi meydan savaşında yenemediler fakat beğenilme arzusuyla, kıskançlık ile kanaatkâr olmayı yok etme niyetiyle var güçleriyle çalıştılar. Fikirlerin yenildiği bu manevi savaşta kazandılar, Müslümanları sömürdüler ve her gün arttırarak imanımızı sömürmeye devam ediyorlar. Bizi televizyonda gösterilen sahte âşklarla, zenginlik hevesleriyle kandırdılar. Farkında olmadık ama bilinçaltımıza yerleştirdiler bunu. Kadın hakları diyerek, kadın özgürdür denilerek, Siyonizm ve haçlı fikirlerine özendirdiler sizi. Kadının inançla özgürleşeceğini unuturdular.

Ey Müslüman, şıklık ve gösteriş peşinde olan kardeşim, uyan ve aç gözlerini, senin özün İslam, ahlakın İslam, şanın İslam, şöhretin İslam. Şıklık ve gösteriş peşinde koştuğun sürece kime hizmet ettiğini kalemimizin gücü ve Allah’ın izin verdiği nispette belirtmeye çalıştık. Kendine şimdi bir defa daha sor ‘

‘Günah mı? Şık olmak!’’

“Herkes kendi içinde bir fatihtir, hoş… Böyle başlıyor gençte ilk hayatiyet… Bir de zamane gencine bakın, fatih olmak nerde, o nerde? O fatih değil şehvetin fethettiği ve nefsaniyetin esir ettiği köle…”(Necip Fazıl KISAKÜREK)

Yazan : Mustafa Kuş

“Günah mı ? Şık olmak !” üzerine 5 yorum

  1. Selamun aleyküm.
    Yazınızı baştan sona okudum. Çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Yazılarınızın devamını bekliyorum . Başarılar dilerim.
    Allah’a Emanet Olun.

    1. Aleyküm selam kardeşim, inşallah elimizden geleni yapacağız Allah izin verirse. Selam ve dua ile..

  2. Selamın aleyküm Mustafa Kardeşim.. Başarılarının devamını temenni ediyorum. Rabbim Cem-i Cümlemizi İslam Şuurundan Ümmet Duruşundan Kardeşlik Hukukundan Uzaklaştırmasın. Yazılarının devamını bekliyorum. Rabbim Tüm Ümmeti Muhammed in Yar ve yardımcısı Olsun. Allah ın Selam’ı Rahmeti ve Bereketi Cem-i Cümlemizin Üzerine olsun İnşaAllah Kal Sağlıcakla

  3. Eselamun Aleykum abi hakikaten samimi yazmışsınız Allah razı olsun İnşaallah özellikle Keriman Halis olayı mükemmel olmuş çok beğendim O değilde abi altın çagda Aleyna Tilki çıkmış😀😀

  4. Geri bildirim: Akım! – Mustafa Kuş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.