Adını Hatice Koydum

Adını Hatice Koydum

…Sabahın ilk ışıkları ile etraf aydınlık ama  hava ayaz soğuk ve sisli, camlar buğulu Hatice ve tüm ailesi köyü bırakmışlar İstanbul yolunu tutmuşlar, ekmek parası deyip düşmüşler yollara…

Otobüsten inerken soğuk yüzlerine çarpıyor… Ellerini üflüyorlardı…
İner inmez araçtan, etrafa şaşkın şaşkın bakınıp durmuşlardı öylece.
Bu kalabalık karşısında adeta şok olmuşlar nereye gitsinler ne yapsınlar bilememişlerdi.

Bir akrabaları onların önünü beklemiş ve arabadan iner inmez, hoş geldiniz deyip, kendisini takip etmesini ve bir birilerinden ayrılmamalarını söylemişti. Hiçbir şey görmedikleri her hallerinden belliydi çünkü etrafa bakına bakına, önlerine gelen akrabası nereye giderse onlarda oraya gidiyordu. Hayatlarında hiç büyük şehir görmemişler ve onları bu kalabalık olabildiğince ürkütüyor, yolda giderken bir birlerine daha sıkı sarılıyorlardı.

…Yıl 1999 Hatice o sıralar 5 yaşında. Babası zengin bir sitede iş bulmuş, sitenin alt katındaki müştemilat  bölümüne yerleşmişlerdi.

Ailesi dinine düşkün bir aileydi. Evlerinde tam bir İslami yaşayış mevcuttu. Her yer buram buram Peygamber efendimiz kokardı. Bir nevi gül bahçesi gibiydi…
Sünnete asrısaadet edasıyla titizlik gösterip riayet ederler, Peygamber’imizi hayatlarında yaşantılarında daima örnek alırlardı.

Hatice’yi tam ve İslam’a göre yetiştirmişlerdi. Evin en güzel bülbülü, evin en güzel çiçeği gül bahçesi, goncasıydı O…
Sitenin zengin çocuklarına öğrendiği İslam güzelliklerini anlatırdı elinden geldiğince.

Daha 5 yaşında olmasına rağmen çocukları etrafına toplar Peygamber Efendimiz’den Cennetin güzelliklerinden Peygamber Efendimiz’in çocuk sevgisinden bahsederdi. Ailesi İslami konuda ne anlatırsa sitede ki çocuklara hemen anlatırdı. Kalbi bedeninden ve sözcüklerinden yaşından büyük biriydi çünkü. Site sakinlerinin çocukları toplanırlar Hatice’nin etrafına yumak yumak olurlar pamuk ellerini çarelerine koyup hayran hayran izlerlerdi onu. Gözleri pırıl pırıldı her birinin.
Annesi, Peygamber Efendimiz’in mübarek eşi Hazreti Hatice’nin hayatından çok etkilemişti.
Kızı küçük yaşta çocuklara dini şeyler anlattığı için hayranlık duyar ve her defasında şu güzel söz çıkardı ağzından;

-“İşte bu yüzden Adını Hatice koydum küçücüksün ama kalbin büyük, sendeki bu feraset sendeki bu aşk beni bile utandırıyor. Sana yakışır bir isim koyduğum için çok mutluyum ve Rabbime şükürler olsun ki, senin gibi güzel tatlı bir yavrum var. İyi ki varsın benim gönlümün çiçeği biricik yavrum. Allah senin ayağına taş değdirmesin seni İslam’ın göz bebeği yapsın” derdi.

Hatice okula başlar yaşıtları ile oynamayı bırakıp sürekli yaşına uygun kitaplar okur ve arkadaşlarına dini konuları anlatırdı.

Başarısı dillere destandı, sınıfta arkadaşları onu çok severdi. Küçük olmasına rağmen her şeyi güzel anlatır ve güzel kavrardı. Her şeyiyle çevresine örnek bir kızdı.

Eve gelince annesi ve babası ile gönlü hoş eden muhabbet dolu konular konuşurlar ne yapsak Allah’a en güzel şekilde kul oluruz gayesi ile davranırlardı. Hayatlarını bu çizgi içerisinde sürdürmeyi kendilerine bir borç bir görev bilirlerdi. Sevgi merhamet muhabbet şefkat eviydi onların evi.

Zengin semtinde oldukları için fazla bir fakirlik çekmemişler, babası diğer apartman görevlileri gibi güzel bir maaş alıyor ve ailesinin rızkı için bu maaş olabildiğince yetiyordu. Onuru ile helal yoldan para kazanıyordu. Hiçbir işten geri durmaz, ne iş verirlerse hemen yapardı, toplum kısa zamanda onları sevmişti.
….
Bir gün evde otururken küçük Hatice pencereden bakarken, bir zengin kızın bebeğini düşürdüğünü görür, dışarı çıkar ve bebeği eline alır sağa sola bakar ama kimseyi göremez ve hemen eve götürür annesine şöyle der.

-Anne bu bebeği üst komşunun kızı düşürdü kendisini göremedim çok güzel bir bebekmiş sahibine verelim mi?

“-Hani sen hep derdin ya kimsenin bir şeyi izinsiz alınmaz İslam’da bu yoktur diye o aklıma geldi şimdi annecim .” Deyiverdi yüreği güzellik dolu Hatice.

Annesi de gülümseyerek şu cevabı verdi;

-Aferin benim kızıma Adını Hatice koymakla ne kadar doğru bir karar verdiğimi şimdi daha iyi anladım hadi şimdi bunu git üst komşunun kızına ver. Mutlaka evde birileri vardır.

Annesi Hatice’yi bir öpücükle onurlandırıp bebeği vermesi için üst komşuya gönderdi.

İlkokul ortaokul dönemlerini başarı ile geçer ama başörtüsü zulmü yüzünden ortaokul da başını açması için zor koşanlar olmuştu. (Eskiden başörtüsü yasaktı)

Ama o hele bir okul bitsin İmam Hatip okuyacağım diye haykırır hocalarının suratlarına, o kadar zeki olmasına rağmen ille de imam hatip der, başka bir şey demez tek düşüncesi tek derdi budur.

Kızım okul birincisisin imam hatipte gelecek yok ne yapacaksın o okulda diyen hocalar çıkar karşısına, Hatice’nin cevabı hazırdır. Daima İslami kitaplar okuduğu için verecek bir cevabı vardı mutlaka, şu cümle çıktı ağzından;

-Bir öğrenci çalışkansa ve Allah’a sığınıyorsa sayın hocam ve değerli hocalarım, o öğrenci her yerde başarılı bir öğrencidir. Ben başaracağıma inanıyorum.

Ben farz olan bir emri tepip diğer liseler de başı açık yarım etek gezemem benim bir tane Allah’ım bir tane de peygamberim var o da Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Bana gelecek vaad eden bir fen lisesinden Allah’ın farz kıldığı emir daha hayırlıdır.

Beni değerli kılan Müslüman oluşum ve tesettürümdür. Ne kadar engel olurlarsa olsunlar bundan asla ama asla taviz vermem.

Müdür ve hocalar bir şey diyemez oldu daha ortaokul 8. Sınıfta ki bir kız onlara İslam dersi verdi bir dakika içerisinde.

Bazı hocalar kedi yaşam tarzlarına bakmadan yobaz diyordu Hatice’ye.
Hatice de onların üslubu ile cevap veriyordu her zaman. Hocam biz yobaz mıyız İslam’a uyunca. Eğer bu yobazlıksa ömür boyu yobaz kalmaya razıyım, kendimi başkalarıyla kıyaslamak gibi olmasın ama ben sırf Müslüman olmam, Müslümanın daha çalışkan olabileceğini göstermek için diğer kısa mini etekle gezen kızlardan daha fazla çalışmaya çalışıyorum. Kişinin kıyafeti değil kişinin hayalleri düşünceleri kişiliğini belirler. Kıyafetim Müslümanca diye tembel bir hayat tarzı gördünüz mü benim hayatımda. Şimdi size soruyorum asıl yobaz kimdir? Bence bu kişilerin zihninde biten bir şey bir düşünün derim. Yobazlık kavramı diye bir şey yoktur. Asıl yobaz kişilerin özgürlüklerini dinini inancını kısıtlayan kişilerdir.

Din kültürü hocası bu zeki kızı herkese karşı savunuyor bu yobaz dediğiniz kız okul birincisi dikkatinizi çekerim diyordu. Bazı hocalar bu kız sınıfta kalsın diye sözlüden düşük veriyor niye biliyor musunuz? Dindar diye.

Bu ülkede bir şey olmak için illa dinsiz mi olmak gerek bu nasıl zihniyet öğretmenler, çocuklar size emanet değil mi? Size ne inancından yaşamından siz fikirlerine geleceğe bakış açısına bakın öğrencinin, şu çocuklardan farkınız yok, örtü, din uğraşıyorsunuz! içinizdeki şeytana artık bir sus deyin nedir bu böyle. Ben din öğretmeniyim hepinizde Müslüman birilerisiniz değil mi? Madem Müslümansınız niye bu kızla uğraşıp duruyorsunuz.

Siz ne yapıyorsunuz ona eğitim vermek yerine dini ile yaşam tarzı ile uğraşıyorsunuz başaramıyorsunuz çünkü sözlü notunu düşük veremiyorsunuz bu kıza 100 tüm dersleri, 0 verseniz sözlü notuna dikkat çeker çünkü verebileceğiniz en düşük not 60 bundan aşağı bu kıza kim kızarsa kızsın not veremez. Saygısı edebi size karşı belli size ne zararı dokundu peki! Kusura bakmayın ama bu kızı ezmeye kimsenin hakkı yok ve tüm uğraşlarınıza tüm kininize rağmen bazı hocalara söylüyorum hala bu kız okul birincisi sindirin artık diyordu. Din kültürü hocası…

Din kültürü hocası Vedat Bey imam hatipten çıktıktan sonra 3 yıl imamlık yapmış ondan sonra üniversite kazanmış Din kültürü ve Ahlak bilgisi öğretmeni olmuştu. Mükemmel bir kişiliği olan bir insandı sürekli Kuran ve ehlisünnet prensibindeki kitapları okur. Öğrencilerin kalkanı olurdu. Hatice’nin imam hatip okuyacağım hocam demesine de çok sevinmişti. Çünkü Hatice’de bu Allah aşkı olduğu müddetçe Hangi okula giderse gitsin başaracağına emindi.

Nihayet ortaokul biter lise sınavlarına girer tüm soruları hemen hemen fule yakın yapmıştır. Tercih vakti gelir çatar hocalar etme kızım puanın fen lisesi puanı yapma diye ellerinden geleni yaparlar ama o asla amacından vaz geçmez.

Eyüp İmam Hatip Lisesi eve yakın olduğu için orayı tercih eder. Ve sadece tek bir tercih yapar.

Tercih biter sonuçlar açıklanır ve Hatice babası ve annesi ile beraber okulun yolunu tutar ve Müdürün kapısını çalarlar kayıt olmak için.

Okula kaç puanla geldiğini gören müdür şaşar kalır. Müdür ayağa kalkar kız gelirken 14 yaşında bir kız boyu uzun tam İslami tesettürlü hanım efendi bir kız görür karşısında yaşıtları gibi değildir. Müdürle neden bu okulu tercih ettiğini konuşurlar. Müdür Hatice konuştukça bakar kalır öylece, bu sözleri bu kız mı konuşuyor acaba diye hayretle ibretle şaşkınlığını gizleyemez, müdürün kendisi bile gelecek yok kaygısıyla çocuklarını İmam hatip yerine başka liseye göndermişti. Bir dakika içinde Hatice’nin bu olgun tavrına konuşmasına hayran kalmıştı.
Kendi ailesini bir düşündü şöyle…
Bir kaç saniye gözü kâğıda daldı ve ‘’bu devirde bu kadar imanlı bir kız yetiştirmek o kadar zor ki’’ diye hayıflanarak içinden geçirdiği sözler dudaklarına döküldü ve mırıldandı sessizce…

Annesi Esin hanıma Allah razı olsun dedi müdür. Kızı çakallar kapmadan buraya bu okula getirdiniz çakal deyince yanlış anlamayın bu kıza yobaz diyen kişileri demek istedim. Eğer başka okula gitseydi başını açmak zorunda kalacaktı.

Annesi Esin Hanım,

-‘‘Hocam O burayı kendisi tercih etti. İçiniz rahat olsun.’’ Diyerek kaydı yapıp ayrıldılar odadan.

Hatice’nin kalbi İmam Hatip aşkı ile doluydu okula başlamadan önce. Hep onun hayalini kurmuştu çünkü… Orası düşüncelerine, hayallerine ve geleceğine yön veren bir ilim yuvası diye hayal etti hep. O yüzden çok seviyordu okulunu fakat istediği gibi hayal ettiği gibi olmamıştı. Okula başladığı günden bu güne öğrencilerin hallerini gördükçe, hele hele bazı öğretmenlerini gördükçe üzülüyordu anlattıkları dinle yaşam tarzlarındaki din arasında uçurum vardı sanki. Onlar için üzülüyor, İslam tesettürünü göremiyordu kızlar pantolonlu topuzlu makyajlı öğretmenler makyajlı pantolonlu İmam hatip nereye gidiyordu. Bir kaç kişi dışında düzgün İslam’a göre yaşayan okuduğu okulun ne anlama geldiğini bilen birilerini bulmak zordu bu durum Hatice’nin çok zoruna gidiyordu.

İslam’ı en çok yaşaması gereken insanlara örnek olacak bizler “ne haldeyiz!” diyordu. İmam hatip olmasına rağmen, bir kaç hoca dışında İslam’ı hakkı ile anlatan yoktu. Öğretmenler dini sanki sırf para için anlatım tarzlarına sahipti. Okudukları okulu yalnızca bir meslek olarak görüyorlardı. Başını kapatmak dışında gerisi önemli değildi sanki.

Hatice bu düzen değişsin istiyordu, kendi gibi düşünen hocaları ile sürekli istişare halinde idi. Ders aralarında kızlarla toplanır sohbet ederlerdi tatlı dili ile herkesi kendine hayran bırakmıştı. Haykırıyordu, belki de birçok hocanın yapması gerekeni o yapıyordu. Topuz yapmanın, makyaj yapmanın günah olduğunu söylüyor, arkadaşlarına doğruları göstermek için bütün gayreti ile çaba gösteriyordu.
Namaz kılmaya giderken mescidin boşluğu gözlerinden kaçmıyor gözleri doluyordu Hatice’nin. İmam hatip okuyan çoğu kız namaz kılmıyordu çünkü.
Yılmadan bıkmadan usanmadan Rabbi için bir şeyler yapmak istiyordu. O kadar çok gayret gösteriyordu ki öğretmenleri onun kadar gayret gösterse, belki İmam Hatip geçmişteki gibi tertemiz olacaktı. Kuran bilen toplumun Kuran’dan anlamayan toplumu haline geliyorduk.

Bazı öğretmenleri onun bu gayreti karşısında utanıyor onlarda bir şekilde bu öğrencileri kurtarmanın derdine düşüyorlardı. Hatice gönlü Allah aşkı ile dolu hiç bir şey onu alıkoymuyordu.

Bir gün okul çıkışı gözleri bir kıza ilişti yanından hışımla geçen tak tuk seslerini işitti, ağır bir parfüm kokusu alabildiğine dikkat çekici renkler, dapdar kıyafetleri ile okuldan çıkan bir imam hatipli o önde, Hatice arkada sokaktaki insanların gözü Hatice’yi görmüyordu. Herkes ona bakıyordu;

Her geçtiği yerde insanlar “Buda İmam Hatipli mi? Ne Günlere Kaldık”
Diyen amcalar, teyzeler, ablalar vardı…

Hatice, o kıza söylenilen sözleri işitiyor kulaklarını tıkıyordu. Çevrede birileri bir şey dedikçe Hatice yerin dibine girer gibi hissediyordu kendini, sanki yanlış yapan oymuş gibi ilk kez ağlaya ağlaya eve gitmişti.

Eve vardığı zaman annesi telaşlanarak endişe içinde:
“Ne oldu kızım nedir bu halin senin?” Hayırdır güzel kızım neden ağlıyorsun.

Hatice ağlamaktan konuşamıyordu. Bir müddet sonra annesine olanları anlattı. Ve ağlayarak devam etti:
“Benim gitmek için can attığım okul ne hale gelmiş anne!” diyor ve dur durak bilmeden hıçkıra hıçkıra ağlıyordu Hatice.

-Annesi;
” Üzülme kızım belki de bilmiyordur, belki de ona şimdiye kadar yanlışlarını gösterecek hiç kimse olmadı? Bu kadar üzme kendini sen yarın, okulda git o kızı bul ve konuş belki düzelir” Diyordu.

Hatice gözyaşlarını silip onlar için dua ediyordu.
Tevafuk olacak ki ertesi gün okulda yine o kız çıktı karşısına. Yanına usulca yaklaşıp bir şeyler sorup konuşmak istiyordu onunla, ama kız Hatice ile konuşmak istemiyordu sanki.
Ama Hatice kararlıydı onunla konuşmaya…
-İsmin nedir diye sordu kıza, kızda sert bir edayla Aişe dedi… Hem ismimi ne yapacaksın neyine yarayacak…

Hatice hemen atıldı ve kızla konuşmaya kararlıydı:
-“Ne kadar güzel bir ismin var senin böyle”
-“Evet, güzel ama daha güzel bir isim olsaydı keşke” diye mırıldandı kız.

-Hatice;
“Sen hiç Hazret-i Aişe (Radiyallahu Anha)nın hayatını okudun mu? Ne kadar kutsal, ne kadar mükemmel bir insanmış Allah onlardan razı olsun.”

-Aişe;
“Hayır, hiç okumadım” dedi.
(Ayşe Hatice’yi öyle bir süzdü öyle bir süzdü ki, önce kendine sonra Hatice’nin bu haline baktı. İçinde duymadığı hayalini kurmadığı bir pişmanlık payidar oldu aniden. Okuduğu okulla yaşadığı hayat bir birine zıttı çünkü ve Hatice konuştukça dinledikçe dinleyesi geldiği bir hitabı vardı. )

-Hatice;
-“Öğle arasında eğer benim sınıfa gelirsen, O’nun hayatını anlatan kitabım var sana vereyim oku çok güzel” dedi.

-Aişe;
Hiç tereddüt etmeden az önceki düşünceleri süzdü aklında ve “Tamam” diyerek kabul etti, Hatice’nin bu teklifini.

Hatice az da olsa onunla da muhabbet kurmanın sevinci ile dersine gitti. Aişe, öğle vakti olduğu vakit kitap için Hatice’nin sınıfına gitti.

Hatice bütün arkadaşlarını toplamış, öğle namazı için abdest almaya giden arkadaşlarını bekliyordu.
Aişe’yi sınıfın kapısından girerken görünce aniden yerinden kalkarak Aişe’ye doğru ilerledi. Hatice çok mutlu olmuş ve onu sınıfa çağırıp arkadaşları ile tanıştırmıştı ;
-Hatice;
“Namaza gidiyoruz, sende bizimle gelir misin?” dedi.

-Aişe;
“Tabii gelmek isterim ama abdestim yok, artık yarın kılarız!” deyip geçiştirmek istedi maksadı kitabı alıp oradan uzaklaşmaktı…

-Hatice;
“Yarın yaşayacağımızın garantisi yok! Deyip şakayla karışık gülümsedi ve koluna girdi, hadi bakalım Müslüman Müslümanın kardeşidir Aişe. Biz seni bekleriz sen abdest al gel beraber kılalım” diyordu..

” Tamam” dedi Aişe bir mahcubiyet içerisinde.
Abdest alıp gelmişti hep beraber namaz kıldıktan sonra, kısada olsa sohbete başladılar amaçları gayeleri az bir zamanda olsa bir şeyler öğrenmek istiyorlardı. O günün konusu “Giyinmiş Çıplaklardı.’’ Hadiste geçen bu giyinmiş çıplaklar kimlerdi! Neden Peygamber efendimiz böyle demişti! Tek tek konuştular. Peygamber efendimiz onların cennetin kokusunu dahi alamayacağını söylüyordu.

Aişe hemen atıldı;
“Nasıl giyinmiş çıplaklar? Biraz açıklar mısın?” dedi utana sıkıla. Çünkü karşısında Hatice’nin sözleri değil Peygamber efendimizin sözleri vardı.
Hatice’nin istediği olmuş, Aişe’ye gerçekleri anlatacak ortam oluşmuştu. Hatice anlattıkça Aişe utanıyor, yüzü kızarıyordu.
Sohbetten sonra Aişe kitabı alıp sınıfına gitmek istiyordu lakin Hatice’nin onu biraz daha tutmaya niyeti vardı ve sessizliği bozarak söze girdi.

-Hatice;
“Bak kardeşim. Cennetin kokusundan dahi uzak bir ömür ne kadar acı öyle değil mi?”

-Aişe;
“Evet öyle.! Ama ben bunları bilmiyordum. Annem bana söylemedi. Televizyonda dergilerde hep böyleydi, yani benim giyindiğim gibiydi tesettür.
Bana yardımcı ol lütfen. Ben düzelmek istiyorum. İslam nuru ile nurlanmak istiyorum” diyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Sohbetten konuşmalardan etkilenmiş kalbine ruhuna sirayet etmişti Hatice’nin sözleri… Ani bir karar vermedi Aişe içinde yaşadığı sıkıntının ilacını bulmuştu sadece ve bu ilacı gösteren eczacı Hatice’ydi onun gözünde.

Hatice bir kardeşinin daha gerçekleri görmesine vesile olmanın sevinci içinde evine gidiyordu evine. Fakat evinin önünde olan kalabalığa bir anlam veremiyordu.

Eve yaklaştıkça bir çocuğun;

“Anneee.!! Anne! ”  Diye ağlayışla irkildi!…

Çocuğun ağlayışı feryadı tanıdık gelmişti ve koşarak gitmeye başladı. Kalabalığı yara yara ilerledi. Bu kardeşiydi. Kardeşine baktı bir şeyi yoktu yerde yatan birini gördü.

Hatice baba dedi! Ve ağlamaya bağırmaya başladı!
Babası, kızının boynuna sarılmış hıçkırıklar halinde ağlıyordu;

“Kızım annen trafik kazası geçirdi! Anneni kaybettik:'( ”

Hatice gözünde yaşlar, yüreğindeki sessiz çığlıkları bastırmaya çalışıyordu.

Sırdaşı rehberi yoktu artık gitmişti. Dizlerinin üstüne çökmüş donup kalmıştı. Sabah ki hali gözünün önüne geliyordu Hatice’nin. Annesine o son kez sarılışı, içinde fırtınalar kopmasına rağmen gözünden süzülen yaşlarla sükût ediyordu, çok üzgündü…

Arkadaşları hocaları onu ziyaret ediyor, onu teselli etmeye çalışıyorlardı. Bunların arasında Aişe de vardı ama artık Aişe değişmişti. İslam tesettürü ile nurlanmıştı. Hatice onu görünce annesi geldi aklına ona sarılıp ağladı. Aişe de dayanamadı o da ağlamıştı.

Aradan bir hafta geçmiş, Hatice tekrar okula başlamıştı. Fakat eski Hatice yoktu. Sessiz-sakin, tek kelime dahi etmeye gücü olmayan biri idi. Arkadaşları onun bu haline çok üzülüyorlar Hatice’yi teselli ediyorlardı. Hatice “NEDEN?” demiyordu isyan etmiyordu.
Fakat kabullenmek kolay değildi. Hatice çok üzgündü bitkin bir halde idi. Babası onu karşısına alıp;

“Kızım anneni yaşatmak ister misin?” dedi…

Birden irkildi Hatice;
” Nasıl” dedi?

-Babası,
” Annenin sana öğrettiklerini bıkmadan usanmadan anlatmaya devam ederek

… Senin yaptığın her hayır annenin amel defterine yazılıyor. Bu yüzden yaptığın her güzellikle anneni yaşat kızım hayat kısa hepimiz öleceğiz fakat oraya ne götüreceğimiz çok önemli. Bu yüzden yılma kızım anlat hakikati haykır vazgeçme!”

-Hatice; Düşündü annesinin anlattıkları aklında geldi.
” Evet, baba vazgeçmeyeceğim. Annemi yaşatacağım” dedi.

Artık eskisinden daha çok azimli idi. 4 yıl çok çabuk gelip geçmişti Hatice yine okul birincisi bütün hocaların ve bütün arkadaşlarının gözdesi idi. Hatice de bu aşk bu İslam şuuru oldukça daha çok başarı elde eder. -SON- (devamını isteyen olursa yazacağım J )

Ya sizler, sizler başarılı olmak istemez misiniz? Sizlerde İslam’ı yaşayıp insanlara vesile olmak istemez misiniz?
İslam nuru ile sizde nurlanmak istemez misiniz? Mutluluk huzur hep İslam’da Peki sen nerde arıyorsun? Hatice gibi mutlu olmak isteyen kardeşlerim İslami yaşayın ve sizlerde İslam güneşi olun aydınlatın çevrenizi.
Ey bu hikâyeyi okuyan kardeşlerim, sizler birer Hatice birer Ayşe’siniz bu hikâyede kendinizi nereye koyduğunuz önemli! Kendinizi Allah’ın emirlerine mi? Yoksa modanın emirlerine mi bırakıyorsunuz!

İlahiyat medrese Kuran kursu veya imam hatip okuyanlar anlattığınız dinle yaşadığınız din bir birine uymuyorsa, kendinize bir çeki düzen vermeniz gerekiyor. Siz yeryüzünde İslam’ın yürüyen edep, ahlak ve temsilisiniz, adımlarınız İslam’ın temsili yetini gösterir. Temsil ettiğiniz bu dinin gerekliliğini yapın..

Yazan : Mustafa KUŞ

“Adını Hatice Koydum” üzerine 3 yorum

  1. Rica etsem bu hikayenin devamını yazabilir misiniz? Hemen hemen aynı duyguları yaşadığım için sonunu merak ediyorum.

  2. Merak ettigim Tesettür nasil bir giyim tarzi Kuranda ve sünnette icma ve kiyasta ve dahi tatbikatta nasildi???sahabeyi kiramin hanimlari mesela aise validemiz ve efendimizin diger hanimlari sokakta gezerken kim olduklari giyimlerinden bellimiydi.???

Gülin kotil için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir